>Yazılar arşiv 11.2008
| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

kenanca

Yazılar arşiv 11.2008 Other entries in 2008-11 resimler , videolar

Milli Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik'in Öğretmenler Günü Mesajı

Gününüz kutlu olsun sevgili öğretmenim,

Atatürk'e “Başöğretmen” ünvanı verilişinin 78’inci ve bu günün öğretmenler günü olarak kutlanmaya başlanmasının 26’ıncı yılı…24 Kasım Öğretmenler günü…Sizin gününüz…
Çok özel, çok yüce bir mesleğin sahibisiniz. Bedeli hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek kadar saygın. Sevgi ve fedakârlık mesleği. Sınırları okul ve sınıf duvarlarıyla çizilemeyecek, zil ile başlayıp bitmeyecek kadar ağır bir sorumluluk gerektiren kutsal bir görev. Bu mesleğin tarih boyunca da böyle görüldüğünü, “bilgelik mesleği” olarak kabul edildiğini, değerinin ve öneminin her dönemde vurgulandığını biliyoruz.

Atatürk diyor ki “Dünyanın her yerinde öğretmenler toplumun en özverili ve en saygıdeğer öğeleridir.” Yüzyılar öncesinde Diyojen, “Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek tanımıyorum.”demiştir. Socrates ise öğretmenin ve öğretmenliğin önemini, “Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü onun eseri hem her şeydir hem de hiçbir şeydir.” diye belirtmektedir. Hz. Ali, öğretmenliğin paha biçilmez değerini en kısa ve etkili biçimde, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyerek ifade etmektedir. Bu şekilde ünlüleri ve sözlerini çoğaltarak pekçok örnek sıralamak mümkün.

Bu mesleğin bir üyesi olarak aynı duygu ve düşünceleri paylaşıyorum. Bu değer ve önem sizlerin de bildiği gibi duygu ve düşünce düzeyinde kalmıyor, hizmetlerimize yansıyor. Yansıtmak için gereken çabayı gösteriyorum. Bakan olarak gösterdiğim bu gayrette yalnız değilim. Hükumet olarak da öğretmenlerin özlük haklarının, sosyal statülerinin yükseltilmesi, eğitim - öğretim konuları öncelikli hedeflerimiz arasında. Kamu oyu da aynı duyarlılığı gösteriyor. Eğitime Yüzde Yüz Destek Kampanyasında ve Haydi Kızlar Okula Kampanyasında açıkça görüldüğü gibi halkımızın desteğiyle ve siz öğretmenlerimizin doğru yönlendirmeleriyle başarılı olduk, olmaya devam edeceğiz.

Değerli meslektaşım,

Eğitim camiası olarak bir bütünüz ve bu anlayışla, tüm sorunlarımızı birlikte çözmek için atıyoruz bütün adımlarımızı. Sizlerin özlük haklarının yanı sıra, hizmet verdiğiniz eğitim ortamlarınızın standartlarını yükseltmek için, güvenli okul ve güvenli çevre için çalışıyoruz. Kısacası, eğitimin nitelik ve niceliğini bütün olarak görüyor, kaliteyi artırma çabasını gösteriyoruz.

“Ülkemizi gerçek hedefe, gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğeri milletimizin geleceğini yoğuran irfan ordusudur.” diyor Atatürk. Gerçekten de bugün Türkiye’de eğitim—öğretimden söz ettiğimizde, 18 milyonu aşan öğrencimiz ve 600 binin üzerinde öğretmenimizle kalemli bir ordudan söz ediyoruz. Sayısal büyüklüğüyle değil yalnızca, geleceğimizi şekillendirecek bilim ve kültür ordusu bu. Elbette önemli. Elbette gereken yapılıyor ve yapılacaktır.

Bu görevi yerine getirirken şevkinizi kıracak, hızınızı kesecek her türlü olumsuz düşünceyi bir kenara itmek önemli. Mesleğinizin kaçıncı yılı olursa olsun ilk günkü heyecanınızın kaybolmaması da önemli. Çabalarımız da bu yolda. Ülkemizin her köşesinde, göğüslemek zorunda kaldığınız ağır ekonomik ve sosyal koşullar altında bile çocuklarımızı, gençlerimizi geleceğe en iyi şekilde hazırlama idealinden hiçbir zaman taviz vermediğinizden ve yetiştirdiğiniz her öğrenciye bu bilinçle yaklaştığınızdan asla şüphem yok. Öğrencilerinizi yetiştirmenin yanında çağımızın gereklerine ve eğitim anlayışına uygun olarak kendinizi de yenileme ve geliştirme gayretlerinizden eminim.

Bizler biliyoruz ki siz saygıdeğer öğretmenlerimizin sorunları eğitim öğretimin diğer alanlarını da etkilemekte. Kalıcı çözümler üretmedikçe eğitim-öğretim alanındaki diğer hedeflerimizi de gerçekleştiremeyiz. Bu bilinçle başlattığımız uygulamalardan, gerçekleştirdiğimiz çalışmalardan da kısaca söz etmek isterim.

• Öğretmenlik mesleğinin daha da gelişmesi için yaptığımız çalışmaların başında öğretmenliğin kademelendirilmesi gelmektedir. Yeni sistemle, statik yapıda olan mesleğinizi yeni bir dinamizme kavuşturduk. Öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen şeklinde kademelendirdik ve geçiş yapanlara ek ücret verilmesini planladık,

• Ek ders ücretlerinizi yüzde 40 oranında artırdık,

• Atamalarınızı objektif kriterlere bağlayarak, bilgisayar ortamında görev yerine “nokta atama” sistemi ile gerçekleştirmeye başladık, ülke genelinde öğretmen dağılımını dengeli hale getirdik,

• İlköğretim öğretmenlerine teftiş kolaylığı getirdik ve böylece ilköğretim müfettişleri sicil amiri olmaktan çıktı,

• Eğitim öğretimde bilişim çağını yakalama, bu yolla kaliteyi artırma çalışmalarına hız verdik. Eğitim ortamlarında bilgi ve iletişim teknolojisi donanımlarını ve ADSL internet bağlantılarını gerçekleştirdik. Pek çok iş ve işlemi internet üzerinden ve hızlı olarak halletmeniz ve bilgiye erişmeniz için gerekli adımları attık. Bunların yanı sıra siz öğretmenlerimizin de bilgi ve iletişim çağının gereklerine uygun meslekî donanımlarınızı önemseyerek hizmet içi eğitimler verdik. Hızlı ve işlevsel eğitimlerle birlikte yeni teknolojilere de sahip olmanızı istedik ve kolaylaştırmak üzere “Dizüstü Bilgisayar Kampanyası” düzenledik,

• Ev sahibi olmanıza yardımcı olmak için “Öğretmen Konut Projesi”ni hayata geçirdik,

• Öğretim programlarını öğrenci merkezli ve aktif öğrenmeyi sağlayacak şekilde yenileyerek uygulamaya başladık. Rehberlik ve yönlendirme hizmetlerini de yeniden yapılandırdık. Problem ortaya çıkmadan müdahale edilecek yeni bir sisteme geçtik,

• Öğretmen eğitimine standart getirerek “Öğretmen Yeterlilikleri Taslağı” nı yayımladık ve pilot illerde uygulamaya başladık. Öğretmenlerin kendi branşlarına geçişleri için gerekli kolaylıkları sağladık.

• Başarılı öğretmenlere okulda yöneticilik yolunu açtık,

• Millî Eğitim Akademisini etkinleştirdik..

Ana başlıklarla değindiğim bu hizmetler elbette sizler için yapılanların tümü değil. Daha birçok hizmet sayabilirim. Yapılanları da yeterli bulmuyorum. Hizmetlerimiz sürecek. Sizden aldığımız geri bildirimlerle elele vererek yenilerini gerçekleştireceğiz. Zorlukları da birlikte yeneceğiz.

Sevgili Meslektaşım,

Millet Mekteplerinin açılışı ve ulu önder Atatürk’ün Başöğretmenliği kabulünün bir yıl dönümünde daha öğretmenler gününü birlikte kutlamanın mutluluğunu yaşıyor, öğretmenler gününüzü en içten duygularımla kutluyorum. Ebediyete intikal etmiş bütün öğretmen ve eğitimcileri rahmetle anıyor, aileniz, çalışma arkadaşlarınız ve öğrencilerinizle daha mutlu, başarılı ve huzurlu olmanızı diliyorum. Siz yalnızca 24 Kasımlarda değil her zaman değerlisiniz ve öyle kalacaksınız. Büyüyen her fidanda, açılan her çiçekte kokunuz; geçmişte ve gelecekte iziniz var.

Bilim ve aklın ışığında, sevgi dolu yolun açık olsun fedakâr öğretmenim…   

   

         Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK
Millî Eğitim Bakanı


MUŞ'TA MEYVE ÜRETİMİ ARTIYOR

Muş'ta meyveciliğin geliştiği özellikle Hasköy, Varto ve Korkut ilçelerinde genellikle elma ve armut yetiştiriliyor. İlde bunun yanında kayısı, kiraz, erik ve vişne de üretiliyor.

TUNCELİ'DE ÜZÜM YETİŞTİREN AİLE SAYISI ARTTI

Tunceli'de üzüm, yetiştirilen meyveler arasında ilk sırada yer alıyor. İl genelinde son 5 yılda yapılan destekleme çalışmaları ve projelerle üzüm yetiştiren aile sayısı da arttı. Üzümün yıllık üretim miktarı 2 bin 750 ton civarında.

İlin ekonomisine yaklaşık 300 bin YTL gelir sağlayan üzüm üretiminin artırılması için çalışmalar sürüyor.

ERZİNCAN'DA PATENTLİ ÜZÜM

Erzincan üzümü, üretildiği bölgeyle tanınan meyvelerden biri. Türkiye geneline pazarlanan üzüm, ''Erzincan üzümü'' ya da ''Cimin üzümü'' olarak biliniyor. İl genelinde 8 bin 640 dekar alanda yılda ortalama 5 bin 626 ton üzüm elde ediliyor.

Erzincan üzümü özellikle Üzümlü ilçesinde üretiliyor. İlçe, adını üzümün bolca yetiştirilmesinden almış. Üzüm festivalinin de düzenlendiği ilçede, Üzümlü Belediyesi tarafından ilçede yetiştirilen üzüm için patent de alındı. Erzincan'da üzümün yanı sıra elma da yetiştiriliyor.

BİNGÖL'DE KARPUZ, CEVİZ VE ELMA ÜRETİMİ

Bingöl'de genellikle elma, ceviz ve karpuz üretiliyor. İlde starking, Amasya başta olmak üzere çeşitli türlerde yaklaşık 107 bin elma ağacı bulunuyor. Toplam 637 hektar alandan oluşan elma bahçelerinde yıllık ortalama 5 bin ton üretim yapılıyor.

Bingöl merkez ile merkez köylerinde üretimi yapılan karpuz, Diyarbakır ve Çukurova'da sezonun kapanmasıyla çıkıyor. Bu nedenle il dışına da pazarlanabiliyor. Adaklı ve Yedisu ilçelerinde de ceviz üretiliyor.

DOĞU'NUN ÇUKUROVASI

Doğu Anadolu Bölgesi'nin ''Çukurovası'' olarak nitelendirilen Iğdır'da en fazla kayısı ve elma üretimi yapılıyor. İl genelinde 9 bin 418 dekar alanda üretimi yapılan kayısıdan bu yıl 15 bin 526 ton ürün elde edildi. Iğdır'da her yıl kayısı festivali de düzenleniyor.

Kentte, kayısı üretiminde çiftçilerin bilinçlendirilmesine ve ürünün ihraç edilmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. İldeki elma ağaçlarından da yıllık 36 bin 450 ton ürün elde ediliyor.

SAKARYA'DA MEYVECİLİK

Sakarya'da meyve üretiminde ön plana çıkan ürünler arasında ayva, şeftali, kiraz, elma ve üzüm yer alıyor. Sakarya'nın Geyve, Pamukova, ilçelerinde ağırlıklı olarak ayva, kiraz, şeftali üzüm ve elma, diğer ilçelerde ise fındık üretimi yapılıyor.

Ayva, şeftali, üzüm, kiraz ve elma, ağırlıklı olarak Geyve ve Pamukova'da üretilirken, fındık üretimi ise Kocaali, Karasu, Akyazı, Hendek ve Kaynarca ilçelerinde yayılmış durumda.

İlde toplam tarım alanlarının yüzde 28'ini kaplayan fındık üretimi ise tarım gelirinin yüzde 23'ünü oluşturuyor. 686 bin 600 hektar fındık alanında üretilen, il ekonomisinde önemli bir yer tutan 84 bin 725 ton fındığın, geçen yıl ki fiyatlarla ekonomik değeri yaklaşık 360 milyon YTL olarak hesaplanıyor. Bu miktar aynı zamanda meyvecilikten elde edilen gelirin yaklaşık yüzde 65'ine denk geliyor.

ÖKÜZGÖZÜ ÜZÜMÜ PATENT ALDI

Elazığ, Ege Bölgesi'nden sonra ''Anadolu'nun üzüm ambarı'' olarak biliniyor. Sadece Elazığ ve çevresinde istenilen özellikte yetişen ''Öküzgözü'' üzüm çeşidi, ''coğrafi işaret belgesi'' aldı. Özellikle şarapçılık sektöründe bir marka olan Öküzgözü, böylece bölgesel bir üne de sahip oldu.

Üreticiler, Elazığ'a özgü Öküzgözü, Boğazkere, Köhni ve Kösetevek üzüm çeşitlerinden üretilecek şarapla dünya piyasasında yer almayı hedefliyor.

KOCAELİ'NİN ''EŞME AYVASI''

Kocaeli'nin doğusunda bulunan Eşme beldesinde üretilen Eşme ayvası gerek yurt içinde gerek yurt dışında aranan meyve türü.

Limon ayvası olarak da bilinen Eşme ayvası meyveleri yuvarlak, sap tarafına doğru uzunca, kabuk limon sarısı renkte. Meyve eti sarımtırak, gevrek, bol sulu ve mayhoş.

Ayvanın, ishal ve dizanteriyi kestiği, mide ve bağırsakları kuvvetlendirdiği, ince bağırsak iltihabını giderdiği kanı temizlediği ve kalp çarpıntısını dindirdiği biliniyor.

ERZURUM'DA ELMA ÜRETİMİ

Erzurum'da elma üretimi özellikle Karadeniz Bölgesi'ne yakın olan İspir, Tortum ve Uzundere ilçelerinde yapılıyor.

İlde hayvancılık faaliyetlerinin yaygın olması nedeniyle halk daha çok tahıl ürünleri ve kaba yem yetiştiriciliğine önem veriyor. Erzurum'da elmanın yanı sıra 3 bin 993 dekarlık alanda yıllık 3 bin 146 ton ceviz, bin 679 dekarlık alanda yıllık 2 bin 330 ton dut üretiliyor.

KARS'TA ''KAYISI'' ŞENLİKLERİ

Kars'ın Kağızman ilçesinde üretilen kayısı İstanbul, Ankara, Bursa, Trabzon gibi illere pazarlanıyor. İl genelinde kayısının yıllık üretim miktarı 10-12 bin ton arasında değişiyor.

Bazı üreticiler tarafından kurutularak da satılan, selüloz yönünden zengin olan kayısı, sağlıklı beslenmede önemli bir yere sahip. Kayısı üretimi ile öne çıkan Kağızman'da 1968 yılından beri kayısı şenlikleri düzenleniyor.

KAMAN CEVİZİ

Kırşehir'in Kaman ilçesinde 5 ayrı türde yılda yaklaşık 800 ile bin ton ceviz üretiliyor. Kaman cevizi dünya çapında bir üne sahip. Yapılan araştırmalarla Kaman cevizinin kalitesi daha da artırılmaya çalışılıyor. Bu çalışmalarla Kaman 1, Kaman 2, Kaman 3, Kaman 4, Kaman 5 olarak isimlendirilen farklı kalite ve tatlarda ceviz üretildi.

EN ÇOK ELMA AĞACI NİĞDE'DE...

Niğde'de elma ve kiraz üretimi ön plana çıkıyor. Elma ağacı sayısı bakımından Türkiye'de birinci sırada yer alan Niğde, üretim bakımından üçüncü sırada bulunuyor.

Son verilere göre 4 milyon 344 bin 214 elma ağacından yılda 350 bin ton elma üretimi yapılıyor. Mevcut ağaçların büyük bir kısmının ekonomik ömrünü doldurduğundan ürün verimleri ve kalitelerinin düşük olması çiftçilerin bu üründen yeteri derecede gelir elde etmesini engelliyor. Iskarta olarak adlandırılan ''ikinci kalite'' elmalar Niğde'deki meyve suyu fabrikasında işlenerek değerlendiriliyor.

Niğde'de, kiraz üretiminde yoğunluk Ulukışla ilçesinde bulunuyor. Ulukışla'da 38 köy ve beldede 11 bin 450 dekar alanda yılda 4105 ton kiraz üretiliyor. Kirazların tamamı Avrupa ülkelerine ihraç ediliyor.

250 YILLIK DUT AĞACI

Elazığ'da genellikle üzüm, dut ve çilek üretimi yapılıyor. İlin en ücra köyünde bile dut ağacı bulunabiliyor. Hal köyünde 200-25O yıllık tarihi eser niteliğinde dut ağacı bulunuyor. Toplanan dutlar genellikle evlerde pekmez ve pestil yapımında kullanılıyor. Malatya'da piyasaya sürülen kayısının yüzde 10'u da Baskil ilçesinde yetiştiriliyor.

KAYSERİ'DE 38 FARKLI ADLA ÜZÜM YETİŞTİRİLİYOR



Kayseri'nin İncesu ilçesi ile Erkilet beldesinde üretilen üzümler; özellikle pekmez, pestil ve cevizli sucuk üretiminde kullanılıyor.

İncesu ilçesi ve Erkilet beldesinde; Aküzüm, Alfanso, Beyazbüzsan, Beyaz Zümrüt,Beyazbuludu, Boğazkere, Çavuş, Dilberdudağı, Dökülgen, Gariname, Goşafi, Göğdecik, Gökbuludu, Gülüzümü, Hacıoğlu,İldeş, Dirmit, İldeş, Kabuğukalın, Karalık, Keçimemesi, Dadınparmağı, Karaevrek, Kareserkarası, Keşmirüzümü, Kızlartahtası,Kokulugöğcek, Kütküt, Lokman, Mayahoşu, Miskaraburcu, Osmanbey, Öküzgözü, Razaki, Seyilbeyazı, Şireder, Tarsusbeyazı ve Kırmızışam adlarıyla değişik aroma ve lezzetlerde üzümler üretiliyor.

Kayseri'de bağ bozumundan sonra ''Hevenk'' adı verilen kalın kabuklu üzümler, kışın tüketilmesi için çalılara takılarak serin yerlerde saklanıyor. Ezilerek şıra haline getirilen üzümlerden ise pekmez yapılıyor.

Kayseri'nin elma üretimi ile tanınan Yahyalı ilçesinde de 2800 dekar alanda yaklaşık 630 bin elma ağacı bulunuyor.

NEVŞEHİR'DE SİRKE, ŞARAP, RAKI İÇİN ÜZÜM ÜRETİMİ

Nevşehir'de 22 bin 800 hektar alanda üzüm üretimi yapılıyor. Bu alanın yüzde 15'inde sofralık ve kurutmalık için, yüzde 85'inde ise sirke, şarap, rakı ve üzüm suyu için üretim yapılıyor.

Bölgede üretilen üzümler rakı, şarap, sirke ve üzüm suyu için 6 ayrı fabrika tarafından satın alınıyor. Bölgede üzüm üreten yaklaşık 14 bin çiftçi bulunuyor.

Nevşehir'in Ürgüp ve Avanos ilçelerinde üretilen dirmit üzümleri, erken olgunlaşması ve tatlı olması nedeniyle ilgi görüyor. Ayrıca dirmit üzümleri kurutularak da pazarlanıyor. Şarap üretimi için de bazı bağlarda Kalecik Karası ile ile diğer yabancı kökenli şaraplık üzüm üretimi de yapılıyor.

Meyve cenneti Türkiye

Bölgelerdeki farklı iklim ve toprak yapısıyla değişik türlerde meyvelerin üretilebildiği Türkiye'de birçok meyve, üretildiği yörenin adıyla anılıyor. Türkiye'de son yıllarda, özellikle modern üretim koşullarının artmasıyla birlikte meyvecilik de tarım sektöründe yıldızı parlayan üretim dalı oldu. Yetiştirildiği bölgenin yalnızca ekonomisinde değil, tanıtımında da önemli rol oynayan meyve, artan ihraç ürünleri arasında da önemli paya sahip. Yurdun değişik yörelerinde üretilen aynı meyvenin iklim, toprak yapısı ve üretim şekli nedeniyle farklı tat ve aroma barındırması, meyveyi, yetiştirildiği ilin birer simgesi haline de getirdi. Karpuz denince Adana ve Diyarbakır, kayısı denince Malatya, fıstık denince Şanlıurfa ve Gaziantep'in akla gelmesi, meyvenin bu özelliğine verilebilecek örneklerden yalnızca birkaçı...

Kapıların ardındaki yaşamlar

Türkiye'de bir buçuk milyon zihinsel engelli bulunuyor. Çoğu evlerinde hapis. Zaten dışarı çıksalar da hayata karışamıyorlar
ASIL BÜYÜK ENGEL TOPLUMUN ZİHNİNDE

Türkiye'de bir buçuk milyon zihinsel engelli var. Diğer bir ifadeyle günde 76 çocuk, saatte üç çocuk zihinsel engelli olarak dünyaya geliyor ya da bebeklik döneminde geçirdiği özellikle ateşli hastalıklar nedeniyle zihinsel engelli oluyor. Zengin, fakir, eğitimli, eğitimsiz fark etmeden her yüz aileden ikisinin zihinsel engelli çocuğu var. Büyük bir çoğunluğu kapıların ardında, gözlerden ırak yaşıyor. Kimi aileler bir utanç kaynağı olarak gördükleri bu çocukları adeta gizliyor, eve hapsediyor. Türkiye'de plansız şehirler, engellileri düşünmeden inşa edilmiş özel ve kamu kurumları aynı zamanda bir kısmı bedensel engelli de olan bu çocukların evden dışarı çıkmasına, toplum hayatına karışmasına, eğitim almasına engel oluyor. Türkiye'de bulunan 1771 rehabilitasyon merkezi ise bu çocukların eğitilmesi için yeterli değil. Rehabilitasyon ve eğitimleri için en az on bin kalifiye eleman açığı var ve bu açık mevcut şartlarda en az yirmi yılda kapatılabilecek gibi görünüyor. Bilinen birçok faktöre karşılık halen zihinsel engelliliğinin yüzde 35'inde neden bilinmemekte. Yaklaşık yüzde 5'inin nedeni genetik yapıyla ilgili, yani aileden kalıtsal. Geri kalanında ise doğuştan metobolizik bozukluklar rol oynuyor... Bu çocuklar oturmayı, kalkmayı, emeklemeyi ve yürümeyi diğer çocuklara göre daha geç öğreniyor, daha geç konuşmaya başlıyor. Bellekleri zayıf, öğrendiklerini çabuk unutuyorlar. Bu çocuklar için hasta kelimesini kullanmaktansa, 'tesadüfen bazı engellerle doğmuş bizim gibi insanlar' demek daha doğru olacak. Toplum olarak görevimiz bu çocuklara mevcut kapasitelerini en iyi şekilde kullanmalarını öğretmek ve onları topluma yeniden kazandırmak olmalı. Onlara aileleri bu dünyadan göç ettikten sonra da güven içinde yaşayabilecekleri bir hayat ve mekanlar yaratmalı. Onlar kapalı kapıların ardından çıkmak istiyorlar. SABAH, tüm boyutlarıyla zihinsel engelli çocukların, ailelerinin sorunlarını masaya yatırıyor.



* SİZ DE DÜŞÜNCELERİNİZİ, SORUNLARINIZI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİZİ BİZE YAZIN, BİZİMLE PAYLAŞIN.


BALERİNDİ, HAP İÇTİ FELÇ OLDU

Pamira Erdoğan yedi yaşına kadar sağlıklı bir çocuktu. Bale ve folklor yapıyordu. Bir gün ayağı burkuldu, doktor kas gevşetici verdi. Şu anda bile kullanılan bir kas gevşetici, çeyrek doz, dört gün boyunca kullanılınca Pamira'yı felç etti. Hastanelik oldu, ailesi düzelir derken beyin hasarı olduğunu öğrendiler. Anne Yasemen Erdoğan, "O günden sonra herkesi uyarıyoruz. Pamira'yı götürmediğimiz doktor kalmadı, İsviçre'de tedaviye götürdük, hep elimiz boş döndük. Öğrendik ki Avrupa'da bu ilacın çocuklara kullanımı yasakmış, ama hala Türkiye'de kullanılıyor" diyor. Pamira Erdoğan yedi yaşında, bir yaşındaki zekası ile hayata devam etmek zorunda kaldı. Şu anda ikinci sınıf öğrencisi... Ailesi bu ilaca karşı dava açmayı düşünmüş, ama sonraki yedi yıl Pamira'nın tedavisi için o kadar çaba sarf edip yorulmuşlar ki buna güçleri kalmamış...

BONCUK YUTTU BEYİN HASARIYLA ŞİMDİ SPASTİK...
Eylül Aydoğan. Türkiye'de zihinsel engelli çocuklarla normal çocukların birlikte eğitim gördüğü tek okul olan Gökkuşağı İlkokulu 2A sınıfı öğrencilerinden. Doğduğunda her şey normaldi. Tam yürümeye çalıştığı ayları geliyordu, bir gece içinde spastik oldu. Diğer bir deyişle beyninin zedelenmesi sonucu şimdi kasları kasılıyor, hareket bozukluğu çekiyor ve bu da zeka seviyesini etkiliyor. Eylül bir gece uykusunda kolunda takılı olan nazar boncuklu bileziğinin boncuğunu yutuyor. İşte o birkaç dakika içinde olan oluyor. Nefes alamıyor, boncuğu annesi çıkartıyor ama nefes alamadığı birkaç dakika beynine oksijen gitmesini engellediği için spastik oluyor. Şimdi yaşıtlarından biraz geri ama arkadaşları ile uyum içinde eğitim görmeye çalışıyor. Annesi Hayriye Aydoğan herkesi uyarıyor: "Benim çocuğumun başına gelmez demeyin, bu hastalık insanları bir anda etkiliyor, 'sonra geçer diyorsunuz' ama ciddi bir emek istiyor."

HAVALE GEÇİRDİ TEŞHİS GECİKTİ
Yunus Emre dört yaşında. Henüz yürüyemiyor, tuvaletini söyleyemiyor, anne babasını tanıyamıyor. Yedi aylıkken bir gece ateşi çıktı, havale geçirdi ve beyni hasar gördü. Havale Türkiye'de binlerce çocuğun beyin hasarı yaşamasına yol açıyor. Dört yaşında altı aylık bir bebek gibi kaldı. Beyin hasarı teşhisi ancak iki buçuk yaşında konulduğu için tedavisi gecikti. Ama Yunus Emre artık rehabilitasyona başladı. Yürüyemeden yüzmeyi öğrendi. Müzik eşliğinde havuzda hareketlerinde gelişme oldu, bu yıl sonunda tuvaletini söylemesi, anne-baba demesi ve acıktığında ne yemek istediği söylemesi bekleniyor.

* SİZ DE DÜŞÜNCELERİNİZİ, SORUNLARINIZI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİZİ BİZE YAZIN, BİZİMLE PAYLAŞIN.

Hamile kadına töre infazı

Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesinde, evinde öldürülmüş olarak bulunan 3 aylık hamile olan 30 yaşındaki Aysel Çadır'ın eşinden ayrıldıktan sonra nikâhsız birlikte yaşadığı kişi tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Olay, geçtiğimiz pazar gecesi meydana geldi. Polisi arayan Müslüm B. (38), birlikte yaşadığı 2 çocuk annesi Aysel Çadır'ı evde ölü olarak bulduğunu bildirdi. Olay yerine gelen polisler, kadının başı ile vücuduna aldığı kurşunlarla yaşamını yitirdiğini tespit ederken, çelişkili ifadeler veren Müslüm B. çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı. Öldürülen kadının annesi Hülya Çadır, kızının eşinin ailesi tarafından 'töre gereği' infaz edildiği iddiasında bulundu. Genç kadının kardeşleri ve akrabaları da olayın töre cinayeti olduğunu ve Müslüm B.'nin yanı sıra, diğer aile fertlerinin de tutuklanmasını istedi.

Acun Ilıcalı'ya ölüm tehdidi

Yüksel Aytuğ, Günaydın'daki yazısında Acun Ilıcalı'nın ölüm tehdidi aldığını açıkladı.

Aytuğ köşesinde şunları yazdı;

Acun'u severim. Bu vahşi reyting ormanında "kendi gibi kalabilmiş" ender isimlerdendir. Samimiyetine, içtenliğine de çok inanırım. Geçenlerde yine konuştuk.

ACUN ILICALI FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ...

"Ben Var mısın Yok musun'daki şakaları reytingi yükseltmek için yapmıyorum. Dünya yıldızlarını bu programa getirmemin nedeni de, düştüğü iddia edilen reytingleri yükseltme kaygısından değil. Zaten program ekim ayında tam 8 kez birinci oldu, daha ne olsun?" dedi.

Acun'u az çok tanırım. Kimse ona istemediği, zevk almadığı bir programı sırf "para için" yaptıramaz. Acun yaptığı her işi önce "kendisine" beğendirmek ister. Meğer Var mısın Yok musun'u daha reytingleri düşmeden rutin halinden kurtarmaya çalışıyormuş. Ülkühan'a yaptığı şaka, Christina Aguilera'dan sonra Adriana Lima'yı konuk edecek olması da, stüdyodayken kendi programından daha çok keyif almak içinmiş. İnanırım... Bu arada bir de son dakika haberi:

Adamın biri günlerdir Acun'u arayıp, duruyormuş. Diyormuş ki, "Seni öldürmem için bana çok büyük para verdiler. Ama ben vicdanımın sesini dinleyip, vazgeçtim..." Acun, işi şakaya vurdu:

"Adriana Lima'yı programda görmeden ölmeyeyim bari" deyip, kahkahayı koyuverdi. Ama ben durumu o kadar hafife almamasını önerdim. Zira memleket psikopat kaynıyor. Sevgili Acun hemen Emniyet Müdürü'nü arayıp, ihbarda bulundu.
Kaynak:Sabah

Benzine dördüncü kez indirim

Hampetrol fiyatlarındaki düşüş, araç sahiplerinin yüzünü güldürmeye devam ediyor. Geçen hafta yaşanan üç indirimin ardından akaryakıt pompa fiyatları bir kez daha düştü. Son 10 gündeki dördüncü indirimle birlikte pompa fiyatları 6 kuruş daha ucuzladı ve 1 litre 95 oktan kurşunsuz benzin 2,91 YTL'den satılmaya başlandı.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, geçen hafta yaptığı açıklamada, döviz kuruna bağlı olarak akaryakıttaki indirimin devam edeceğini açıklamıştı. Bu çerçevede sabah saatlerinde yapılan ayarlamayla 95 oktan kurşunsuz benzinin litre fiyatı, Haziran 2006 seviyesinin de altına indi. Söz konusu ürün 28 Haziran 2006'da yapılan zamla ilk kez 3 YTL'yi aşmış, 2,97 YTL'den 3,04 YTL'ye yükselmişti.
Petrol fiyatlarındaki düşüşün akaryakıta yansıtılmaması önce Başbakan Erdoğan ardından EPDK tarafından eleştirilmişti. Eleştirilerin ardından peşpeşe üç indirim yapılmıştı. 95 oktan kurşunsuz benzinin litresi 3,21 YTL'den 2,97'ye düşmüştü.

Bugünkü indirimle birlikte söz konusu ürünün fiyatı son 10 günde toplam 31 kuruş gerilemiş oldu. Dolayısıyla 10 gün öncesine kadar, 50 litrelik bir depoyu doldurmak 15,5 lira kadar daha ucuzladı. Uluslar arası piyasalarda bir ara 150 dolara kadar tırmanan ham petrolün varil fiyatı, küresel krizin ekonomileri sarsmaya başlamasıyla birlikte düşüşe geçti. Uluslar arası piyasada Brent tipi ham petrolün varil fiyatı sabah saatlerinde yüzde 1,6 kayıpla 50 dolar civarında seyrediyordu.
Kaynak:Sabah