>Yazılar arşiv 02.2009
| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

kenanca

Yazılar arşiv 02.2009 Other entries in 2009-02 resimler , videolar

Genç çifte dördüz sürprizi

7452394

DHA

ŞANLIURFA'da, 21 yaşındaki Berat Taştan, dördüz bebek dünyaya getirdi. Anne Taştan, dördüz bebekleri olacağını doğumdan 2 gün önce öğrenirken, haberi askerlik yaptığı Kars'ta telefonla alan baba 22 yaşındaki Ferhat Taştan da şoke oldu.

GENÇ ÇİFTE DÖRDÜZ SÜRPRİZİ

Hilvan İlçesi'nde oturan işçi Ferhat Taştan ile Berat Taştan 1 yıl önce evlendi. Ferhat Taştan, 7 ay önce de askerliğini yapmak üzere Kars'ın Sarıkamış İlçesi'ne gitti. Eşi askere giderken hamile olan, ancak, hamileliği boyunca doktora gitmeyen Berat Taştan, 2 gün önce rahatsızlanınca yakınları tarafından hastaneye götürüldü. Muayenesinde dördüzleri olacağını öğrenen genç kadın sevinçle birlikte büyük şaşkınlık yaşadı. Doğumun henüz başlamadığı bildirilip, evine gönderilen Taştan, dün akşam tekrar sancılanınca Şanlıurfa Doğumevi Hastanesi'ne götürüldü. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından Özel Ortadoğu Sağlık Merkezi'ne sevk edilen Taştan, Kadın Doğum Uzmanı Zeki Mil, tarafından doğumhaneye alınıp, sezaryenle 1'i kız dördüz dünyaya getirdi.

Mehmet Veysel, İbrahim Halil, C emo ve Zelal Zeynep adları verilen bebeklerin sağlıklı olduğu belirtildi. Doğumdan sonra anne Berat Taştan, telefonla eşini arayıp müjdeyi verdi. Dördüzlerinin olduğunu söyleyen genç kadın, bu haberi ilk kez duyan eşine sevinçle birlikte şok yaşattı.

1 kilo 300 gram ile 1 kilo 600 gram arasında olan dördüzler kuvözde gözetim altında tutulurken, anne taburcu edildi.

BOTAŞ kuyuları kazılacak

DHA
 
 


DİYARBAKIR’ın Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, 1990’lı yıllarda öldürülen bazı kişilerin Silopi’deki BOTAŞ kuyularına atıldığı iddiasıyla ilgili başlattığı soruşturma kapsamında, kuyuların kazılmasını kararlaştırdı. Kaymakamlıktan iş makinesi talebinde bulunulsa da, hava muhalefeti nedeniyle kazı işlemi başlatılamadı. Silopi Cumhuriyet Başsavcısı Atilla Öztürk, Baro Başkanı Nuşirvan Elçi ve yedi avukat, setetlerin atıldığı iddia edilen kuyularda bir süre önce keşif yapmıştı. Açılması talep edilen iki kuyudan birinin doldurulmuş, diğerinin betonla kapatılmış olduğu görülmüştü.

Öldüren öpücük

7448770 İngiltere’de uçuklu ağzıyla öptüğü 11 günlük bebeğinin ölümüne neden olan 35 yaşındaki anne Ruth Schofield, şimdi başka bebekler ölmesin diye kampanya başlattı.

MANCHESTER’da yaşayan Ruth Schofield’e (35) muhtemelen hamileliğinin son döneminde herpes virüsü bulaştı. Bu nedenle annenin vücudunda henüz bir bağışıklık oluşmamıştı. Uçuğun tehlikesinin farkında olmayan anne, doğumdan sonra bebeğini öpüp kokladı, emzirdi. Birkaç gün sonra bebekte sürekli uyku hali oluştu, beslenme zorluğu yaşandı. Hastaneye kaldırılan minik Jennifer, tedaviye karşılık vermedi. Virüsün organlarına hücum etmesi nedeniyle, kısa sürede küçük bedeni ölüme yenik düştü. Jennifer’ın ölümünün üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçtiğini belirten Schofield, şimdi bu tehlikeye dikkat çekmek için kampanya başlattı. Schofield’e göre İngiltere’de her yıl ortalama altı bebek, ebeveynlerdeki uçuklar yüzünden ölüyor.

/_np/8769/7448769.jpg

Beren saat Doğum günü

fft20_mf189632 “Aşk-ı Memnu”nun Bihter’i Beren Saat, önceki gece sevgilisi Bülent İnal’ın organize ettiği bir partiyle 25’inci yaşını kutladı. Doğum günü partisine katılanlar arasında “Hatırla Sevgili”deki rol arkadaşı Cansel Elçin de vardı. Elçin, partiye aynı dizinin son bölümlerinde kızını canlandıran Ezgi Asaroğlu ile geldi.

Türkan Şoray estetik yaptırmış

fft20_mf189634
Türkan Şoray yüzüne estetik müdahale yaptırmadığını söylemişti. Ancak Şoray’ın doktoru estetik cerrah Fikret Çelik, sanatçının göz çevresindeki kırışıklığa müdahale ettiğini ağzından kaçırdı. “Orada Neler Oluyor” programında konuşan Fikret Çelik “O efsane gözlerin çevresine ufak bir dokunduk. Ama bu bir ameliyat değildi” diye konuştu.

Rafet'ten Beyaz'la ilgili müthiş anı

fft20_mf189630

Rafet El Roman, yıllar önce Beyazıt Öztürk ile yaşadığı anıyı anlatınca herkesi bir hayli güldürdü. Kanal D'de ekrana gelen Beyaz Show programının konuğu olan Rafet El Roman, 1995 yılında Beyaz'ın radyoda DJ'lik yaptığı yıllarda onunla yaşadığı bir anıyı izleyenlerle paylaştı. Arkadaşları vasıtasıyla Beyazıt ile tesadüfen tanıştığını belirten Rafet, havanın çok soğuk ve karlı olduğu bir kış günü yaşadıklarını şöyle aktardı: "Bir kış, bir kıyamet dışarısı. Beyaz camdan bakıp 'Bu havada da taksi bulmak çok zor' dedi. 'Bende araba var götürürüm seni' dedim. Neyse çıktık dışarıya benim araba çalışmaz. Emanet almıştım, arkadaş da demişti 'bazen tutukluk yapar, itmek gerekir' diye. Beyaz'a söyledim. Bugün nasıl kibarsa o kibarlığı ile 'Sen otur Rafetçiğim ben iterim' dedi. Neyse Beyaz başladı itmeye araba iki üç metre sonra çalıştı. Hemen durmak istemedim biraz gaz verdim gittim, baktım Beyaz'da arkada kayboluyor. Durdum, geri vitese takmaya çalıştım bir türlü takamıyorum. Beyaz orada ceketi sırtlamış bakıyor, 'ne oldu bu adama' gibi. Sonra topukladı arabaya doğru geliyor. Sonra Beyaz geldi, kapıyı açtı 'Ne oldu hocam' dedi. Ya kusura bakma geri vitese takamıyorum' dedim. 'Ya ne geri geri, tak ileri dön gel' falan yapıyor'. Ama haklısın ben onu niye düşünmedim dedim"
Televizyon Gazetesi

Okan ve Beyaz ile dalgasını geçti!

fft20_mf189628

Okan Bayülgen ve Beyazıt Öztürk'ün Şahan Gökbakar'ı programlarına çağırmama kararına Şahan ne dedi? CNNTÜRK'te ekrana gelen Cüneyt Özdemir'in sunduğu '5N1K' programına konuk olan Şahan Gökbakar, Beyazıt Öztürk ve Okan Bayülgen'in ortak karar alarak programlarına kendisini davet etmemeleri ile ilgili durumu yorumladı. Alaycı bir ifade ile konuşan Gökbakar, "Var, bana ambargo var. Yani ben ekmeği bile karne ile alıyorum. Bana ambargo ciddi anlamda var. Arabama benzin koymuyorlar. Hiçbir şekilde kola içemiyorum ve ekmeği karne ile alıyorum. Yani ayda bir et yiyorum ben. Ayda bir, o da yüz gram kıyma. Bana ambargo var. Olsun bu da geçer" dedi. "Bu da geçer be gülüm" diyen Şahan, kendisine ambargo konduğunu duyduğunu belirttikten sonra, attığı kahkaha ile bu durumu ne kadar tuhaf karşıladığını gösterdi. Beyazıt Öztürk ile arasında olan bir duruma Okan Bayülgen'in neden dahil olduğu imasında bulunan Şahan, "Kızmıyorum. Çünkü ne Beyazıt kalkıp bir şey dedi ne ben bir şey dedim. Bizim hakkımızda yani ikimizi ilgilendiren bir konuydu o, dolayısıyla ikimiz ilgileniyoruz o konuyla. Ama bi ambargo yedim" dedi.

Televizyon Gazetesi

9 Mucize Kış Sebze ve Meyvesi

Kışlık giysilerimizin yavaş yavaş dolaplarımızdan çıktığı bugünlerde, bronşit, grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklar da baş göstermeye başladı.

Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olursanız, kış hastalıklarında korunabilirsiniz. Özellikle de bağışıklık sistemi söz konusu olduğunda, vitamin ve mineraller son derece önemlidir. Bunun yanında besinlerle almış olduğumuz karbonhidrat, yağ ve proteinlerin yeterli miktarda olmasının vücut için ekstra katkı sağlayıcı öğe olacağı da unutulmamalıdır.

Bağışıklık Sistemi için Vitaminler
Vücutta hasar meydana getiren öğelerin başında serbest radikaller gelir; dengesiz beslenme, sağlıksız koşullarda yaşama, şehir hayatı, hızlı tempo ve stres vücuttaki serbest radikallerin artmasına neden olur. Serbest radikallerin en önemli düşmanları, bizim dostlarımız ise antioksidanlardır. Antioksidan özelliği olan vitaminler A, C ve E vitaminleridir. Bu vitaminler en çok sebze ve meyvelerde bulunduğundan, Dünya Sağlık Örgütü tarafından günde 5–9 porsiyon tüketilmesi önerilmektedir.

Antioksidan Vitaminlerin Kaynakları

Vitamin A: Balık yağı, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, sarı sebze ve meyveler, yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, marul, roka, tere vb.)
Vitamin E: Yağlı tohumlar (ceviz, fındık vb.), bitkisel sıvı yağlar (ayçiçeği, mısır özü, soya ve pamuk yağı), balık
Vitamin C: Kuşburnu, maydanoz, brokoli, turunçgiller (limon, portakal, mandalina, greyfurt), koyu yeşil yapraklı sebzeler

Ülker Sağlıklı NesillerBağışıklık Sistemini Güçlendiren Kış Sebze ve Meyveleri

Kış ayları genelde karbonhidratlı besinlere yöneldiğimiz, sebze ve meyveleri ihmal ettiğimiz ve bol bol şekerli atıştırmalar yaptığımız bir dönem olur.
Oysa kış aylarında hastalıklara ve fazla kilolara karşı savaş açan birçok sebze ve meyve sahnededir. Bu kış aylarını, figüran rolü oynayan sebze ve meyveleri başrole çekerek sağlıklı bir şekilde geçirmek sizin elinizde…


Turunçgiller: Kışın en gözde meyvelerindendir. Portakal, mandalina ve greyfurt en ünlüleridir. Turunçgiller, A vitamini öncüsü olan antioksidan yönünden etkili beta karotenden yana da zengindir.
Balkabağı: Kış sofralarının vazgeçilmez tatlarından biri olan balkabağı, ülkemizde genelde tatlı olarak tüketilse de yemekleri ve çorbaları da yapılabilen çok yönlü bir sebzedir. A, B ve C vitaminleri açısından zengin olan balkabağının bir diğer önemli özelliği ise omega-3 yağ asitlerini içeriyor olmasıdır.
Pırasa: Gut hastalığına neden olan ürik asidin vücuttan atılmasına yardımcı olur. İçinde A, B9 ve K vitaminleri bulunur.
Karnabahar: Karnabaharın içinde yüksek miktarda B9 ve C vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, potasyum, beta karoten ve boron bulunur. Karnabahar aynı zamanda antioksidan etkiye sahip bir sebzedir.
Kereviz: Kalsiyum, potasyum, magnezyum ve C vitamini yönünden zengindir.
Ispanak: Vitamin, lif ve mineral açısından zengin bir sebzedir. İçinde B6, B9 ve C vitaminleri, magnezyum, kalsiyum, potasyum, demir ve beta karoten bulunur.
Kuşkonmaz: Ülkemizdeki popülerliği gün geçtikçe artan kuşkonmaz yüksek K vitamini ve folat içeriğiyle oldukça faydalı bir sebzedir. Aynı zamanda diğer kış sebzeleri gibi A, B ve C vitaminlerinden yana da zengindir.
Brüksel lahanası: Bu küçük sağlık topları, yaşamımıza renk katmak için var sanki… Zengin C ve K vitamini olmaları aynı zamanda folat, A vitamini, potasyum ve B vitaminlerinden yana zengin olmaları nedeniyle çok önemli bir besin kaynağıdır.
Koyu yeşil yapraklı sebzeler: Kış mevsimi boyunca roka, ıspanak ve pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzelere de sıklıkla rastlarız. Folik asitten ve posadan yana zengin olan bu grup, beslenmemizde önemli bir yere sahiptir.

Ülker Sağlıkı NesillerBağırsak Problemleriniz için
Kış aylarının gelmesi ile bağırsak problemlerimiz de artar. Özellikle hareketsizlik, sebze ve meyve tüketiminin azalması kabızlığı tetikler. Kabızlık problemleri yaşamamak için posalı besin tüketimi artırılmalıdır. Haftada 2-3 kez kuru baklagil tüketilmeli, sebze-meyve tüketimi artırılmalı; ekmek olarak ise lif oranı yüksek çavdar veya yulaf ekmeği tercih edilmelidir.


Doğru Saklama Yöntemleri
Bu vitamin kaynaklarını tükettiğinizi görüp hemen içiniz rahatlamasın; çünkü yemekleri hazırlarken doğru saklama yöntemleri çok önemlidir. A vitamini, ultraviyole ışınlarına ve ısıya duyarlı olduğundan, A vitamini içeren besinlerin oda ısısında tutulmaması ve güneşe maruz bırakılmaması gerekir. C ile E vitamini de oksijen ve ısıya duyarlıdır. Bu vitaminleri içeren sebze ve meyveleri sıcak ortamda veya kesilmiş olarak bekletmemeye özen gösterin.

Kaynak: Leziz Dergisi / Diyetisyen Serkan Tutar

Öyle anne-baba benden uzak olsun!

Herkes kendi sorumluluk alanının mes'ulüdür ve elinin altındakilerden sorumludur. Bakıp görme, görüp gözetme mevzuunda bütün başarılar onun hasenat hanesine, bütün olumsuzluklar da seyyiat hanesine yazılacaktır.
kursu

Nebiler Serveri (sallallahu aleyhi ve sellem) Buhârî ve Müslim'de yer alan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: "Her birerleriniz râî ve hepiniz elinizin altındakinden sorumlusunuz: Devlet reisi bir râî ve elinin altındakilerden sorumludur. Her fert, ehl ü ıyâlinin râîsidir ve raiyetinden mes'uldür. Kadın beyinin hânesinin râîsi ve gözetiminde olan şeylerden sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının râîsi ve elinin altındakilerden mes'uldür. Her birerleriniz râî ve her birerleriniz râiyetinden sorumludur."

Mevzu, çocukların birer emanet kabul edilmesiyle alâkalı olunca şu hadisin de konumuzla irtibatlı olduğu söylenebilir: 'Her doğan İslâm fıtratı üzere doğar. Sonra ebeveyni onu Hıristiyanlaştırır, Yahudileştirir veya Mecusileştirir.'

Evet her doğan çocuk, her şey olmaya müsait temiz bir fıtratla doğar, doğar ve kabiliyetlerini inkişaf ettirmek üzere size teslim edilir; yani onları terbiye etme işi size bırakılır. Şu bir gerçek ki, her şey olmaya müsait ve müstait dünyaya getirdiğimiz çocuklarımızı, kendi ruh ve mânâ köklerimize göre şekillendirmezsek ayrı bir kalıbın insanı olarak yetişmeleri kaçınılmazdır. Dolayısıyla da hiç farkına varmadan mürted babası olabilirsiniz. Öyle ise mevsiminde onlara mutlaka kendi ruhumuzun özünü, usâresini aşılayarak onların yabancılaşmalarını önlemeliyiz.

Bağ ve bahçenizdeki ağaçlara aşı yapıyor, ilmin ve tekniğin gereklerine göre varlığa müdahale hakkımızı kullanarak daha iyi semere almaya çalışıyoruz. Odundan, taştan, ağaçtan, topraktan daha aşağı olmayan çocuklarımıza bu kadar olsun, kendi esaslarımız çerçevesinde ihtimam göstermemiz gerekmez mi? Onlar, alâkasızlığın bodurlaştırması ve bozma gayretlerinin azgınlaştırması gibi iki dezavantaja karşılık, ebeveynin vereceği iyi şeyler gibi tek avantaja sahip bulunuyorlar. Evet, olumlu müdahale olmazsa kokuşurlar, başkalarının elinde de fesada uğrarlar. Her iki hâlde de bize rağmen bir çizgi takip ederler. Hususiyle günümüzde anne-baba bütünüyle dünya işlerine daldıklarından evlâtlarını tamamen ihmal etmişlerdir. Hatta bu asır ölçüsünde çocukların ihmal edildiği ikinci bir asır göstermek mümkün değildir.

Ömer b. Abdülaziz'in hassasiyeti

Yine İmamiye menşeli bir hadiste, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle ferman ediyor: "Ahir zamanda babalarından ötürü evlâtların vay hâline!" Bu söz üzerine sahabe şaşkınlık içinde sorar:

- Müşrik babalardan ötürü mü onlara kıyıldı da heder oldular?

- Hayır mümin babaları onlara kıydı.

- Nasıl oldu ya Resûlallah?

- Babaları onlara ferâiz-i dini, yani dinin temel rükünlerini öğretmediler.

Bu hadis-i şerifi biraz tasarrufla şöyle açabiliriz:

Şu küçük dünya hayatı adına ferâiz-i din terk edildi. Sorumlular, din eğitim ve öğretimini bütün bütün ihmal edip sadece maddî hayatı nazara verip himmetlerini o noktada yoğunlaştırdılar. Küçük bir dünya menfaati uğrunda kalbî ve rûhî hayatlarını ihmal ettiler.

Kur'ân okutmak, onun ruhunu öğretmek, din ve diyaneti talim etmek vaktini alır diye, dinî bilgileri öğretmeyi önemsemediler.

Yukarıdaki hadisin mânâsı şu âyetle de tam bir uyum arz etmektedir.

"Yoo yoo siz ücreti ve lezzeti peşin olanı çok seviyor, ahiret (veya neticeyi) umursamıyor (görmezlikten geliyor)sunuz." (Kıyâme, 75/20)

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) sözlerini şöyle devam ettiriyor: "Ben onlardan berîyim, onlar da benden berî olsunlar."

Yani, "Evlâdını ihmal eden, çocuğunun heder olup gitmesine göz yuman, dahası bir neslin mahvolması karşısında titremeyen anne-babalardan ben uzağım; onlar da benden uzak olsunlar." Ruhen ölmemiş bütün babalar zannediyorum bu sert uyarı ve tembih karşısında ürperir ve tir tir titrerler; titremelidirler de. Böyle önemli ve hayâtî bir sorumluluk kendisine anlatıldığında Halife Ömer bin Abdülaziz bayılıyor ve yirmi dört saat kendine gelemiyordu. Hatta vefat edecek diye oturup başında Kur'ân okuyorlardı. Kendine geldiğinde de hıçkırarak Allah'tan korktuğunu söylüyordu.

Gerçi bu mevzudaki bütün hadisler, tergib ve terhib nevinden olup; sevdiren ve ürküten prensipler türünden irâd buyurulmuştur. Biz de konuya bu açıdan yaklaşıyoruz. Ama bu mevzuda tabiî ki yapacağımız bir kısım şeyler de var; çocuklarımızı yetiştirme, şekillendirme konusunda İslâm'ın ve Kur'ân'ın bize yüklediği sorumluluklar var. Daha önce prensipler halinde sıraladığımız hususlar ki, çocuklarımızın hisli, derin, ahlâklı ve dindar olmaları ve bizim de o hânede, aziz bir peder, azize bir valide olarak duyulup hissedilmemiz, kabul edilip saygı görmemiz; hatta her hâlimizle bir bilge gibi algılanmamız gibi sorumluluklarımız, oldukça önem arz etmektedir.

ÖZETLE

1- Her şey olmaya müsait ve müstait dünyaya getirdiğimiz çocuklarımızı, kendi ruh ve mânâ köklerimize göre şekillendirmezsek ayrı bir kalıbın insanı olarak yetişmeleri kaçınılmazdır.

2- Çocuklarımız, alâkasızlığın bodurlaştırması ve bozma gayretlerinin azgınlaştırması gibi iki dezavantaja karşılık, ebeveynin vereceği iyi şeyler gibi tek avantaja sahip bulunuyorlar.

3- Günümüzde anne-baba bütünüyle dünya işlerine daldıklarından evlâtlarını tamamen ihmal etmişlerdir. Hatta bu ölçüde çocukların ihmal edildiği ikinci bir asır göstermek mümkün değildir.