Amerikalı bilim adamları, metan gazının atmosferdeki miktarının geçen yıl hızla arttığını belirledi. Sürpriz artışın dünyanın her yerinde gerçekleşmesi, bunun insan kaynaklı olmadığını gösteriyor. Karbondioksitten 25 kat daha etkili olan metan gazıyla ilgili bu keşfin, "küresel ısınmanın insan kaynaklı olduğu tezini çürüttüğünü" öne sürenler var.
ABD’nin saygın bilim kurumlarından Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne bağlı bilimadamları, küresel ısınmaya yol açan başlıca gaz olan metanın geçen yıl dünya genelinde ciddi biçimde arttığını tespit etti. Geophysical Research Letters dergisinde yayımlanan makaleye göre, hem güney hem de kuzey yarımkürede ölçüm yapılan bütün noktalarda metan artışı saptandı. Yani sanayinin bulunmadığı bölgelerde bile bu gazda artış kaydedildi.
Araştırmayı yapan bilimadamlarından Matthew Rigby, elde edilen sonuçların büyük bir sürpriz olduğunu söyledi. Atmosferde "sera etkisi" yaratan bir gaz olan metan, küresel ısınma sürecinde, büyük bölümü insan kaynaklı olan karbondioksitten 25 kat daha etkili. Sanayi devriminden itibaren atmosferdeki miktarı iki katına çıkan metan, son birkaç on yıldır istikrarlı bir düzeyde kalmış, 10 yıldır hiç artmamıştı. 2007’de kaydedilen "milyonda bir" oranındaki artış, toplamda milyonlarca ton metana denk geldiği için çok önemli. Artışın devam edip etmeyeceği ise bilinmiyor.
Bilimsel modeller yanılmış
Metan gazıyla ilgili son bulgular hakkında yapılan yorumlar, küresel ısınmanın insan kaynaklı olduğuna dair teorinin sarsıldığı yönünde. Bilim ve teknoloji haberleri veren internet sitesi TG Daily’e göre bu keşif, dünya çapındaki iklim değişikliğinin "tabiatın doğal döngüsünde bir durak" olabileceğini gösteriyor. Gazeteye göre bu bulgular, en azından, küresel ısınmanın bilimsel modellerinin henüz yolun başında olduğunu kanıtlıyor.
KutuplarIn erİmesİnde suçlu bulundu: İnsan
KÜRESEL ısınmanın bir parçası olan Kuzey ve Güney Kutbu’da artan sıcaklıkların bir numaralı sorumlusunun insanoğlu olduğu ilk kez bilimsel olarak kanıtlandı. Uluslararası bir bilim ekibinin yaptığı araştırmanın sonuçları, Nature Geoscience dergisinde yayınlandı.
Her iki kutup bölgesinde de sıcaklık verilerini toplayan uzmanlar, ardından iki gruba ayrıldı. Birinci grup artan sıcaklıkların insan kaynaklı olduğunu kabul eden bir iklim modeli kullanırken, ikincisi bu ihtimali devre dışı bıraktı. Yapılan detaylı analizde, ilk grubun modelinin bilimsel verilere daha uygun olduğu görüldü.
Bilim dünyası böylece küresel ısınma konusundaki bir boşluğu doldurdu. BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, 2007 yılında yayınladığı raporla, küresel ısınmayı ilk kez insan faaliyetleriyle bağlantılandırmıştı. Ancak BM paneli, kutuplardaki erime konusunda yeterli kanıt bulamamıştı. Artık özellikle de Güney Kutbu’ndaki ısınmanın, fosil yakıt tüketimi ve ozonun delinmesi gibi insan faaliyetlerinden kaynaklandığı kesinleşti.
becerileri 8 yaşında henüz gelişmemiş ANKARA (A.A)
Çocukların 8 yaşındayken hatalarından ders alma becerilerinin, 12 yaşındakilerin ya da yetişkinlerinki gibi olmadığı belirlendi
Söz konusu yaştaki çocukların öğrenme stratejisinin tamamen farklı olması, Hollanda’daki Leiden Üniversitesinden araştırmacıları da şaşırttı.
Katılımcıların MR’ını çeken araştırmacılar, 8-9 yaşındaki çocukların beyninin anlama-kavrama ile ilgili bölgelerinin olumlu yorumlara güçlü tepkiler verdiğini, ancak olumsuz yorumlara cevap vermekte zorlandığını gördü. 12-13 yaşındaki çocuklarda ve yetişkinlerde ise anlama-kavrama merkezlerinin olumsuz geribildirimlerde daha fazla, olumlu yorumlarda daha az etkin olduğu belirlendi.
Araştırma sırasında, beynin hemen dışında yer alan sinir düğümlerinin olumlu geribildirimlere güçlü tepki verdiği de saptandı. Bu bölgenin faaliyetinin değişmediği, her grupta etkin kaldığı görüldü.
Bilim adamları, araştırma sonuçlarının özellikle 8 yaşındaki bir çocuğa neden hatalarından ders almayı öğretmenin zor olduğunu gösterdiğini, bu konuyu öğretmenlerin göz ardı etmemesi gerektiğini belirttiler.
Bu farklılığın hataları daha iyi kavramaya yarayan deneyim birikimi, beynin gelişmesi ve psikolojik olarak olgunlaşmasından kaynaklandığını düşünen araştırmacılar, şimdi 8 ve 12 yaşındaki çocukların beynindeki bu farklılığın nedenlerini kesin olarak bulmak için kolları sıvadı.
Araştırma "Journal of Neuroscience" dergisinde yayımlandı.
Yapılan araştırma, Linux'un mu, yoksa Windows'un mu daha "çevreci" olduğunu gösteriyor.
Linux, güç tüketimi konusunda Windows'tan daha başarılı.
Çevreye verilen zararların ve alınması gereken önlemlerin çok sık tartışıldığı günümüzde, hangi işletim sisteminin daha "yeşil" olduğunu ortaya çıkartmayı amaçlayan özel bir araştırma yapılmasına da şaşırmamak gerekiyor.
Network World tarafından yapılan araştırmaya göre, Linux kullanan sunucular, Windows Server 2008 kullanan sunuculara göre daha az enerji tüketiyor. Araştırma sırasında Red Hat's Enterprise Linux (RHEL) 5.1, SUSE Enterprise Linux 10 SP1 ve Windows Server 2008'i karşılaştıran araştırma ekibi, bu sistemleri ikisi HP, biri IBM ve biri de Dell imzasını taşıyan 4 üst düzey sunucuda denemiş.
Network World'un araştırma raporunda sonuç şu şekilde özetleniyor: "Araştırmamız Linux'un "yeşil bayrak" taşımayı hak ettiğini gösteriyor. Bazı şartlarda Windows Server 2008'in daha az enerji tükettiğine şahit olsak da, konu güç tasarrufu olduğunda hiçbir işletim sistemi Red Hat's Enterprise Linux'un üzerine çıkmayı başaramadı. "
CHIP Online yorumu: Yapılan araştırma, teknoloji devlerinin ürünlerinde çevreye duyarlı davranmak zorunda olduklarını gösteriyor. Burada sadece sunucu işletim sistemleri karşılaştırılmış olsa da, müşteriler artık daha "çevreci" teknolojileri tercih etmeleri gerektiğini öğrendiler; ya da en azından öğreniyorlar.