>16 "türkiye" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)
| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

kenanca

16 "türkiye" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"türkiye" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Kurtlar Vadisi'nin cılkı çıktı

Kurtlar Vadisi eski tadından çok uzakta. Bazı sahneler izleyiciyle dalga geçer nitelikte..

 

Türkiye'nin en çok izlenen dizisi 'Kurtlar Vadisi Pusu'nun son bölümündeki bazı sahneler, dizinin performansını zedeler nitelikteydi.

Zaman'dan Yusuf Bülbül dizinin forum sitelerine söz konusu hataları eleştiren görüşleri yazdı.

Kurtlar Vadisi izleyicisi, haftalardır İskender Büyük'ün elinde olan Polat Alemdar'ın nasıl kurtulacağını görmek için önceki akşam televizyonun karşısına geçti.

Ancak Memati'nin Polat'ın intikamını alacağını düşünenler hayal kırıklığı yaşadı.

Polat'ın kaçmak için klozeti sökme ve betonu kırma sahnesi inandırıcılık bir yana, şaşkınlık vericiydi. Kafası matkapla delinmiş ve üç defa ilaç enjekte edilmiş Polat'ın Rambovari kahramanlıkları, Battal Gazi ve Malkoçoğlu filmlerindeki abartılı sahneleri aratmadı.

Tam kaçırıldı derken komadaki İskender'in onu tanıması, Abdülhey'in tanınacağını bile bile böyle bir girişimde bizzat rol alması ve daha neler neler...

Sonuç olarak Polat'ı kurtarma sahneleri kalite açısından izleyiciyi tatmin etmedi. Bakalım gelecek bölümlerde bu hataları unutturacak derecede başarılı sahneler görebilecek miyiz?

Abdi İbrahim'in Ar-Ge Merkezi açıldı

6679466 
ANKA
 
 
İlaç sektöründe faaliyet gösteren Abdi İbrahim, toplam 37 milyon dolarlık yatırımla kurduğu Ar-Ge Merkezi’ni açtı. Ar-Ge Merkeziyle Avrupa ülkelerine ve ABD’ye ilaç ihracatına başlamak amaçlanıyor.

3 bin 500 metrekaresi laboratuvar alanı olmak üzere, toplam 13 bin metrekare alana kurulan Ar-Ge Merkezi’nde, birçoğu doktora seviyesinde eğitime sahip olan 100 uzman görev alıyor.

Abdi İbrahim'in patronu Nezih Barut ile özel röportaj

Merkezin açılışında konuşma yapan Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, açılan Ar-Ge Merkezi’nin, Türkiye ilaç sektörü için çok önemli bir adım olduğunu belirterek, “Ar-Ge Merkezi’nde, uluslararası firmalarla ortak projeler geliştirirken, bir yandan da üreteceğimiz ilaçların ruhsatlarını alarak, Avrupa ülkeleri ile ABD’ye ilaç satışına başlamayı hedefliyoruz” dedi.

Ar-Ge Merkezi’ne 2009 yılı için 20 milyon dolar civarında bütçe ayıracaklarını ve her yıl cironun yüzde 5’i kadar Ar-Ge yatırımı yapacaklarını ifade eden Barut, temel hedeflerinden birinin de eş değer ürün geliştirmeye daha çok hız vermek olduğunu söyledi.

Yabancı araştırma kuruluşları ve bilim adamlarıyla ortak projeler yürütmek için gerekli bilgi birikimine ve bağlantılara da sahip olduklarını belirten Barut, şöyle dedi:

“Öte yandan, referans ilaçlar üzerinde yürütülecek çalışmalar sonucunda, hasta kullanım sürecine kalite katmak ya da ilaç etkinliğini arttırmak mümkün. Değer katılmış eşdeğer ilaçlar üreterek bireylerin tedavi süreçlerinde kolay kullanım ve daha düşük maliyet gibi pek çok fayda sağlamayı amaçlıyoruz. Bu doğrultuda, Ar-Ge Merkezimizde, nitelikli ve çok uluslu bilim insanlarından oluşan uzman kadromuza yüksek teknolojiye sahip bir altyapı sunuyoruz.”

 

Kur'an okunarak başladı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin sadece ulaştırma ve enerji köprüsü olarak değil, medeniyetler arası dostluk ve barış köprüsü olarak da üzerine düşen sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştığını bildirdi.

MÜSİAD tarafından düzenlenen 12. Uluslararası İş Forumu (IBF) Kongresi,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla başladı.

İş Forumu'ndan fotoğraflar

Kuran-ı Kerim okunması ve İstiklal Marşı'nın ardından Seyrantepe Halil  Tanır İlköğretim Okulu folklor ekibi gösteri sundu. Folklor ekibi, gösterinin  ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve diğer konukların yanına giderek, hatıra  fotoğrafı çektirdi.

“12. Uluslararası İş Forumu Kongresi”nin açılışında konuşan Erdoğan, fuar ve kongreye 60 civarında ülkenin katılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve konukların her birinin İstanbul'da kendilerine ait bir ses, bir tat, bir iz bulacaklarını vurguladı.

Konuklara, fuar ve kongreden fırsat buldukça bu tarihi kentin atmosferini teneffüs etmelerini öneren Erdoğan, “İstanbul tarih boyunca, bugün de şu anda yaşadığımız gibi yine aynı atmosferi halkına yaşatmış, dünya milletlerine yaşatmış önemli merkezlerdendir” dedi.

Erdoğan, İstanbul'un artık dünyada özellikle tercih edilen kongre kentlerinden biri haline geldiğini belirtti.
Tüp geçit projesine değinen Erdoğan, İstanbul Boğazı'nın iki yakasını asma köprülerin bağladığına işaret etti. Erdoğan, “Şimdi biz bir başka devasa projeyi hayata geçiriyoruz. İki kıtayı denizin altından deniz yoluyla bağlayan bir tüp geçidin inşasına başladık” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, 11 adet tüpün proje kapsamında denizin altına başarıyla yerleştirildiğini anımsatarak, dünyada derinlik açısından 44 metre derinliğinde San Francisco'da da böyle bir geçit bulunduğunu, şimdi ise Boğaz'daki tüp geçidin 60 metre derinlikte yapıldığını ve 2012 yılı sonunda hayata geçirileceğini bildirdi.
Tüp geçidin biraz daha güneyinde otomobillerin geçeceği bir başka tüp geçit inşa edileceğini belirten Erdoğan, öte yandan Bakü-Tiflis-Kars arasındaki demiryolunun inşaatına da geçtiğimiz aylarda başlandığını hatırlattı.

BORU HATTI PROJELERİ

Demiryolunun tamamlanmasıyla tüp geçitin Londra'yı Pekin'e bağlayacağını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
“Böyle bir adımı da şu anda atmanın hamdolsun mutluluğu içindeyiz. Türkiye olarak enerji noktasında da önemli bir geçiş güzergahındayız. Asya ve Orta Doğu'nun zengin enerji kaynaklarını batı pazarlarına ulaştırmak için de büyük ölçekli projeleri başlattık. Bir kısmı tamamlandı, bir kısmını da kararlılıkla yürütüyoruz. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattını 4 Haziran 2006'da devreye aldık. Azeri ve Kazak petrolünü dünya pazarlarına ulaştıran bu hattan günde 1 milyon varil petrol akıyor ve bunu 1,6 milyon varile çıkarmanın hedefi içindeyiz.”

2007 Temmuz ayında Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Hattı'nın devreye girdiğini, bu hattın da Hazar Bölgesi doğalgazını Avrupa'ya taşıdığını anımsatan Erdoğan, Avrupa gaz ringi projesinin ilk aşaması olan Türkiye-Yunanistan doğalgaz projesinin de tamamlandığını ve geçen yıl doğalgaz akışına başlandığını anımsattı. Başbakan Erdoğan, bu hattın İtalya'ya kadar uzatılması için çalışmaların da başladığını söyledi.

NABUKO PROJESİ

Başbakan Erdoğan, Türkiye üzerinden Bulgaristan, Romanya ve Macaristan'a uğrayarak Avusturya'ya ulaşacak doğalgaz projesi “Nabuko”nun da çalışmalarına devam ettiklerini vurgulayarak, bu proje tamamlandığında borulardan yılda yaklaşık 30 milyar metreküp doğalgaz akacağını kaydetti. Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bir kez daha ifade etmek istiyorum. Bu projeler tarihi nitelikte projeler ve doğu ile batıyı her anlamda buluşturan projeler. Türkiye olarak sadece ulaştırma, sadece enerji köprüsü olarak değil, medeniyetler arası dostluk ve barış köprüsü olarak da üzerimize düşen sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyoruz. Bunlar, medeniyetler arası bir çatışmanın engellenmesi için attığımız adımlardır ve bu sürekli olarak dünyada hakikaten çok anlamlı bir yer bulduğu içindir ki şu anda da takdirle anılıyor.”

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin BM Genel Kurulu'nda yapılan oylamada Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliğine 192 ülkenin 151'inin oyunu alarak seçildiğini anımsatarak, “Bu seçimde, aramızda şu anda bulunup bizlere desteğini veren tüm dost ve kardeş ülkelere, özellikle şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. BM çatısı altında İspanya ile birlikte medeniyetler ittifakı girişimini başlattık ve bu noktada önemli mesafeler de aldık” diye konuştu.

TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ

Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye katılım sürecini aynı kararlıkla devam ettiğini, AB içindeki bazı ülkelerin engelleyici ve süreci yavaşlatıcı tutumlarına rağmen içeride reformları kararlılıkla sürdürdüklerini dile getirerek, şunları söyledi:
“Halkı Müslüman bir ülkenin AB'ye tam üye olması, bölgesel ve küresel barışa eşsiz katkılar sağlayacak doğu ile batının birbirini daha iyi anlamasını ve tanımasını da beraberinde getirecek. Türkiye tüm bu adımları atarken bir hassasiyeti gözden kaçırmıyor. O da şu, dünyada biz medeniyetler çatışmasını istemiyoruz. Ve bir şeyi ispat eden bir ülkeyiz. Nedir o? Bu ülkede farklı inanç grupları bir arada yaşayabiliyor, farklı dinler bir arada yaşayabiliyor. Bu ülkede farklı mezhepler bir arada yaşayabiliyor ve ülkemizde ki bu yaşam sürecinde, demokratik olarak vatandaşlarımızın haklarını en rahat bir şekilde kullanabilmesi ispat edilmiştir. Ve bunu ispat eden bir Türkiye var.
Özellikle Gürcistan olayında Türkiye, sürece hemen dahil oldu. Bu sürece dahil olurken Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu'nu bir çözüm önerisi olarak getirmiş ve coğrafi esaslı olarak. Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'ı içine alacak şekilde burada bir adım attı. Bu da bu ülkelerin her biri tarafından takdir topladı.”

“TERÖRÜN PANZEHİRİ”

Başbakan Erdoğan, iş adamlarından özellikle bu noktada hassas olmalarını isteyerek, “Ekonomik kalkınmanın, ticaretin, yatırımın, üretimin önünde önemli bir engel teşkil eden terörün panzehiri aynı zamanda ekonomik kalkınma, ticaret, yatırım ve üretimdir” dedi.

Bu konuda Türkiye'den bir örnek vermek istediğini kaydeden Erdoğan, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP), Türkiye'nin en büyük, dünyanın da sayılı büyük projelerinden biri olduğunu, proje tamamlandığında bölgede 1 milyon hektar alanın sulamaya açılacağını, 22 baraj ve 19 hidroelektrik santral kurulacağını bildirdi.

GAP'ın, dünya genelinde gıda ve tarım ürünlerine yönelik ciddi endişelerin oluştuğu bir dönemde Türkiye için olduğu kadar, dünya için de stratejik önem taşıdığını vurgulayan Erdoğan, projeyle birlikte bölgenin sosyo-ekonomik yapısının da hızla değiştiğini söyledi.

Bugün petrol ne kadar önem ifade ediyorsa, yarın gıda ve suyun önem ifade eder hale geleceğini anlatan Erdoğan, bu yılın Mayıs ayında GAP'ı yeniden ele aldıklarını, gerekli finansmanı oluşturduklarını ve çalışmalara başladıklarını anlattı. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2012 sonu itibariyle bu dev projeyi (GAP) inşallah tamamlıyoruz. Buna ilave olarak Doğu Anadolu ve Konya Ovası projelerini bir bütün olarak hayata geçiriyoruz. Terör örgütü bu projelerden çok büyük rahatsızlık duyduğu için bugün panik içinde gerilimi tırmandırmaya çalışmaktadır. Örneğin, barajların yapıldığı bölgelerde tehdit oluşturmanın gayreti içinde... İstemiyor barajların yapılmasını, sulama istemiyor. Çünkü bölgenin kalkınması onlar için adeta nemalarının kesilmesi anlamına geliyor. Nitekim bölgenin sosyo-ekonomik kalkınması tamamlandığında terör örgütü de zemininin önemli ölçüde kayacağını görüyor.

Özet olarak, terörle mücadele, her kademede gerek diplomatik, gerek askeri-güvenlik, gerek siyasi, gerek psikolojik gerek sosyolojik-kültürel her türlü alanda tüm ülkelerin ortak bir platform oluşturmak suretiyle mücadele edeceği bir konudur ve burada dayanışma şarttır. Bugün bize olan sıkıntı yarın diğerlerine olacaktır. Bunu buradan duyurmak istiyorum.”

R.E.M, Boğaz'da fırtına gibi esti

rem 

Alternatif rock grubu "R.E.M", Avrupa turnesi kapsamında İstanbul Boğaz'ında fırtına gibi esti.

Kuruçeşme Arena'da düzenlenen konseri yaklaşık 8 bin kişi izledi. Türkiye'nin tanınmış isimleri de Türkiye'deki ilk konserinde

 "R.E.M"i izlemek için konser alanına akın etti. Konseri izlemek için gelenler "R.E.M"in Türkiye'de konser vermesinden dolayı

duydukları sevinci dile getirdi.

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfınca düzenlenen organizasyonda, "R.E.M", sivil toplum kuruluşları ile "S.O.S İstanbul" çağrısı yaptı.

Politik şarkı sözleriyle de dikkati çeken son albümleri "Accelerate"nin Avrupa turnesi kapsamında İstanbul'a gelen

"R.E.M" öncesi İngiltere'den Spiritualized, Mor ve Ötesi ile Ayyuka grubu da sahne aldı.

Biletlerin 80 YTL'den satıldığı konseri yaklaşık 8 bin kişi izledi.

:Milliyet

Ürdün'de kraliçeler gibi karşılandım

Eda İmik / Fotoğraflar: Murat Kıvrak
 
Ürdün'de kraliçeler gibi karşılandım Songül Öden, "Gümüş" dizisiyle Ortadoğu'da fırtınalar estiriyor.

SONGÜL ÖDEN FOTOĞRAFLARI

Öden, "Dizi için Ürdün'e gittiğimde kraliyet ailesinin korumaları karşıladı. Uçak indiğinde limuzin piste gelip beni aldı. Çok duygulandım gerçekten. Diziye başlarken böyle bir iddiamız yoktu. Belli bir kitlesi olan, mütevazı ve işini çok seven bir gruptuk. Bu setten hepimiz çok şey öğrendik. Bunların karşılığını bu şekilde almak çok güzel" dedi.

DİZİ YÜZÜNDEN EVLİLİK BİTMEZ

Üç sezon devam eden "Gümüş" adlı dizi, Türkiye’deki başarısının ardından Arap ülkelerinde yarattığı etki ile haber oldu. Mısır’da din adamları, Kıvanç Tatlıtuğ ile Songül Öden’in başrolleri paylaştığı dizi yüzünden ülkede boşanmaların arttığını ileri sürdü. Dizinin çekildiği Boğaz’daki yalıya, Arap ülkelerinden turistler akın etti. Yani Arap ülkelerinde bir "Gümüş fenomeni" ortaya çıktı. Tempo dergisi, bu fenomende parmağı olan Songül Öden'le buluştu, işin aslını ona sordu.

- Aslen Diyarbakırlı'sınız. İstanbul’a gelişiniz nasıl oldu?
Evet, Diyarbakırlı'yım. Ama çocukluğum ve gençliğim Ankara’da geçti. Hacettepe Üniversitesi’nde okudum. Eğitimim bittikten sonra "Havada Bulut" projesi için İstanbul’a çağrıldım. Çok edebi ve sağlam kadrolu bir projeydi. Sonra Devlet Tiyatrosu sınav açtı. Diyarbakır’a yollandım. Orada 2,5 sene çalıştım. Çok fazla genç oyuncu vardı. "Usta tiyatrocu" diyebileceğim kimse yoktu. Beklentilerimi karşılamayan bir ortamdı. İstifa ettim ve İstanbul’a döndüm. Döndükten bir hafta sonra da "Gümüş" dizisinden teklifi geldi.

- "Gümüş" dizisi İstanbul’a sığmadı, Arap ülkelerine kadar uzandı. Orada da çok tutuldu. Bu kadar ilgi görmesinin sebebi ne?
Bunun birçok sebebi var. Birincisi kültürlerimizin yakın olması... Böyle söylüyorum, çünkü gittiğimde ben de onlara bu soruyu sordum. Aldığım yanıt buydu. Bence, Arap kadınlar Gümüş’ü kendileriyle özdeşleştirdi. Çünkü kocasını çok seven, sadık, kendini geliştirmeye çalışan, hayalleri olan biri Gümüş... Kocası Mehmet ise zengin ve karısına sevgisini ifade edebilen, ondan başka hiçbir şey düşünmeyen biri. Mehmet, onların ideallerindeki erkek modeliydi. Dolayısıyla kadını kendileriyle ve Muhammed’i (Mehmet) hayallerindeki erkekle eşleştirdiler. Bunun dışında İstanbul’u çok sevmişler. Dizideki dedeyi, Fikri Bey’i çok seviyorlar. Dedeye herkesin saygı duyması, bir holding bile işletirken ona danışmaları, dizinin kendilerine en yakın buldukları yönleri...

/_np/4832/6514832.jpg- Proje önünüze geldiğinde bu kadar çok tutacağını tahmin etmiş miydiniz?
Öyle şeyler düşünmedim. Çünkü reyting hakkında bilgim yoktu. Ben oyuncuydum. Tiyatrodan kopup buraya gelmiştim. Sadece çalıştım. Ve gün geçtikçe bunları öğrendim.

- Bu dizi size biraz da zor günler yaşattı. Kıvanç Tatlıtuğ ile ilişkiniz olduğu iddia edildi. Ve eşinizle (Canberk Ucucu) mahkemelik oldunuz. Bu ilişki doğru muydu?
Sadece işimi yaptım ve yapmaya devam edeceğim. Bu konuyla ilgili söyleyebileceğim başka hiçbir şey yok.

- "Gümüş" dizisi Arap ülkelerinde ayrılık sebebi oldu. Hatta Kıvanç Bey’e evlenme teklifleri geldi. Siz de bir Arap şeyhinden böyle bir teklif aldınız mı?
Evet, böyle bizi şaşırtan komik tekliflerle karşılaştık. Ama hiçbir zaman, bir dizide yaşanan ilişki yüzünden evliliklerin çatırdayacağına inanmıyorum. Başka bir neden vardır. Dizi bahane olmuştur.

- Kıvanç Tatlıtuğ, Lübnanlı sanatçı Rula Said'in klibinde oynadı. Size de böyle teklifler geldi mi?

Geldi, gelmez olur mu? Artık biz de oranın camiasına katıldık. Çok güzel ve bizi heyecanlandıran teklifler geliyor. Bir şeyler yapmaya başladık. Hep birlikte göreceğiz ne olduğunu...

- "Vazgeç Gönlüm" dizisine nasıl dâhil oldunuz?
Bir yıl boyunca dizi projesi yapmak istemedim. Ve gelen projelere de sıcak bakmadım. Çünkü tiyatro yapmak istiyordum. Ama ajans patronum Gaye Sökmen’in sezgileri ve isteği doğrultusunda bu dizi oldu. Kabul etmem için çok çaba gösterdi. Bir de kadro çok kaliteliydi. Murat Han’ın oyunculuğunu beğeniyordum zaten.

- Canlandırdığınız Ezra nasıl biri?
Törenin dayattığı kuraları reddeden, savaşçı, kan davası güden bir aileden kendini soyutlayıp, okumak için çaba gösteren biri... Bana "Kardelen kızları"nı anımsatıyor. Bu yüzden çok saygı duyuyorum.

- Sinemayı düşünmüyor musunuz?
Birçok senaryo geldi. Ama hiçbiri içime sinmedi. Hem tiyatro hem de sinema benim için çok önemli... Bu yüzden içime sinen bir proje olana kadar beklemeye devam edeceğim. Sonradan utanacağım, rahatsız olacağım bir projede yer almak istemiyorum.

- En son "Kadıncıklar" adlı bir tiyatro oyununda rol aldınız. Tiyatroda yeni bir proje var mı?
Yine Sadri Alışık Tiyatrosu’ndan bir teklif geldi. Beni çok heyecanlandıran bir proje. Çok sevdiğim bir şair olan Attila İlhan’ın şiirlerinden uyarlanmış bir senaryo olacak.

ÜRDÜN'DE BENİ
KRALİYET AİLESİNİN
KORUMALARI KARŞILADI

- Lübnan’da nasıl karşılandınız?
Hollywood yıldızı gibi karşılandım. Ürdün’e gittiğimde kraliyet ailesinin korumaları karşıladı. Uçak indiğinde limuzin piste gelip beni aldı. Çok duygulandım gerçekten. Diziye başlarken böyle bir iddiamız yoktu. Belli bir kitlesi olan, mütevazı ve işini çok seven bir gruptuk. Bu setten hepimiz çok şey öğrendik. Bunların karşılığını bu şekilde almak çok güzel.

- "Gümüş"ün turizme de katkısı oldu.
Evet. Mardin’e gidiyorum, Mardin Valisi teşekkür ediyor. Çırağan’a gidiyorum, oranın müdürü teşekkür ediyor. Ürdün’de kraliyet ailesiyle sohbet ederken, prensesler “Bize böyle güzel anlar yaşattığınız için çok sağ olun” diyorlar. Bu, çok gurur verici.


BATI KARADENİZ ÜNİVERSİTELERİ SENATOSU TOPLANTISI KOÜ'DE YAPILDI

Haber: Batı Karadeniz Üniversiteleri Senatosu Toplantısı Koü'de Yapıldı
Resmi büyütmek için tıklayın
 

Batı Karadeniz Üniversiteleri Birliği 4. Ortak Senato Toplantısı, Kocaeli Üniversitesi (Koü) Ev Sahipliğinde Gerçekleştirildi. Toplantıda Konuşan New York Suny Üniversitesi Rektör Yardımcısı Dr. Güven Yalçıntaş, Türkiye'deki Üniversitelerin Araştırmaya Az Para Harcadığını Söyledi.

 
Batı Karadeniz Üniversiteleri Birliği 4. Ortak Senato Toplantısı, Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan New York Suny Üniversitesi Rektör Yardımcısı Dr. Güven Yalçıntaş, Türkiye'deki üniversitelerin araştırmaya az para harcadığını söyledi.

KOÜ'de gerçekleştirilen Ortak Senato Toplantısı'na KOÜ Rektörü Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bektaş Açıkgöz, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Atilla Kılıç, Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Burhanettin Uysal, Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, New York Suny Üniversitesi Rektör Yardımcısı Dr. Güven Yalçıntaş, üniversitelerin senato üyeleri ve çok sayıda öğretim üyesi katıldı.

Umuttepe Yereleşkesi tören alanında Atatürk anıtına çelenk sunma ile başlayan tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile devam etti. Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Kültür ve Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen müzik dinletisinde Devlet Konservatuvarı öğrencisi Efecan Öztürk'ün piyano dinletisinin ardından solist Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Fidan Kurt'a Miraç Çelenk piyano ile eşlik etti. Müzik dinletisinin bitmesiyle Batı Karadeniz Üniversiteleri rektörleri kısa birer konuşma yaptı.

New York Suny Üniversitesi Rektör Yardımcısı Dr. Güven Yalçıntaş, 'Üniversitelerin Türkiye'nin Ekonomik Gelişimindeki Rolü ve Üniversiteler Neden Teknoloji Transferine İhtiyaç Duymalıdırlar' konulu konferansta konuştu. ABD ve Türkiye'deki üniversitelere ayrılan araştırma fonu arasındaki farklara vurgu yapan Yalçıntaş, Suny Üniversitesi'nin 2001 yılında araştırmaya ayırdığı 400 milyon Dolar fonun şimdi 900 milyon Dolar olduğunu ifade ederek, Türkiye'deki üniversitelerin de araştırmaya daha önem vermelerini istedi. Sanayi ile iç içe olan bu bölgede üniversite- sanayi işbirliğinin ön plana çıkarılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Güven Yalçıntaş, Kocaeli Üniversitesi'nde Teknoloji Transferi Ofisi kurulması halinde bu ofis personelinin eğitimini ABD'de Suny Üniversitesi'nde üstleneceğini söyledi. Konferanstan sonra enstitü müdürlerinin hazırladığı lisans üstü programların müzakere edilmesi ve karara bağlanması gündemi ile senato toplantısına geçildi.

(CİHAN)

(Cihan Haber Ajansı)

China Daily'den Ramazan'a övgü: Türk lokumu

 Kamil Erdoğdu / AA

Pekin'de altın madalya kazanarak hepimizi sevince boğan Ramazan Şahin'e Çin basını övgü yağdırdı.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin, yurtiçinde ve yurtdışında İngilizce yayımlanan resmi China Daily gazetesi, dün serbest güreşte 66 kiloda Ramazan Şahin’in altın madalya kazanmasını, "Türk lokumu" başlığıyla duyurdu.
Gazetenin olimpiyat süresince yayımladığı "Olympian" adlı 16 sayfalık ekteki haberde, "sakallı ve Rusça konuşan" Ramazan Şahin’in, oyunlarda dün finalde Ukraynalı Andriy Stadnik’i, çekişmeli geçen bir final mücadelesi sonunda sayıyla yenerek Türkiye’ye ilk altın madalyayı kazandırdığı bildirildi.
Final karşılaşmasının ayrıntılarının verildiği haberde, "Şahin’in zaferinin, geleneksel olarak Türkiye için ’altın madeni’ olarak görülen halter branşında bile birincilik kazanamayan ve başarısız bir olimpiyat geçiren Türkiye için kurtarıcı olduğu" değerlendirmesi yapıldı.

-BAKAN ŞAHİN SOYADINI VERMİŞTİ-
Zamanın spordan sorumlu devlet bakanı olan Mehmet Ali Şahin'in, kariyerine bir de Olimpiyat Şampiyonluğu ekleyen Ramazan Şahin’in 3 yıl önce Dağıstan’dan gelip Türk vatandaşı olmasında büyük emeği geçmiş ve
sonra da kendisine soyadını vermişti.

Ramazan Şahin: Cep telefonum kutlamalara dayanamadı

Bakan Şahin'den serzeniş: Atina'da rekor kıranlar, Pekin'de sıfır çekti

 

Türkiye’den ABD gemilerine izin çıktı

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Robert Wood, Türkiye’nin, Gürcistan’a insani yardım malzemeleri taşıyan 2 Amerikan donanma gemisinin Karadeniz’e geçişine onay verdiğini ve bu gemilere bir Amerikan sahil güvenlik gemisinin de eşlik edeceğini bildirdi.

Wood, açıklamasında, “Türkiye, Gürcistan’a insani yardım taşıyacak 3 geminin Karadeniz’den geçişini onayladı. Bu gemiler, 2 Amerikan donanma gemisi ve bir Amerikan sahil güvenlik gemisinden oluşacak” dedi.

Milliyet

De Beers: Ekonominiz iyiye gidiyor, Dubai’deki kadar pırlanta satarız

Ayşegül AKYARLI GÜVEN
 
De Beers: Ekonominiz iyiye gidiyor, Dubai’deki kadar pırlanta satarız

Hatasız pırlanta iddiasıyla hızla büyüyen De Beers, Katarlı Salam International ortaklığıyla İstinye Park’ta açtığı ilk mağaza ile Türkiye pazarına girdi. Dünyanın stratejik tüm şehirlerinde mağaza açmayı hedeflediklerini dile getiren De Beers’ın CEO’su Guy Leymarie, "Türk ekonomisi iyiye gidiyor. Burada en az Dubai’deki kadar satış yapacağımızdan eminiz" diyor.

PIRLANTACI De Beers, Katarlı Salam International distrübütörlüğünde İstinye Park’ta açtığı ilk mağaza ile Türkiye pazarına girdi. Dünyanın stratejik tüm şehirlerinde mağaza açmayı hedeflediklerini dile getiren de De Beers’ın CEO’su Guy Leymarie, "İstanbul dünyanın en önemli şehirlerinden biri. Burada olmamak gibi bir şansımız yoktu. Lüks segmentte birçok ana marka burada yer alıyor. Bence dünyanın en önemli pazarlarındansınız. Turk ekonomisi de iyiye gidiyor. Burada en az Dubai’deki kadar satış yapmayı hedefliyoruz. Hatta bundan eminiz. Geçtiğimiz yıl yüzde 30’dan fazla büyüme gösteren Dubai’de işlerimiz oldukça iyi gidiyor" dedi.

Yeni mağaza açabiliriz

Şu an 25 olan mağaza sayısını yıl sonunda 50’ye çıkartacaklarını dile getiren Leymarie, şunları söyledi: "İstinye Park’ta açtığımız bu mağaza Türkiye’deki tek yatırımımız olmayabilir. Yeni mağazalar da açabiliriz. Ancak, biz yeni bir pazara girerken kaç mağaza açacağımızın hesabını yapmayız. Önce piyasa koşullarını öğrenip ona göre davranırız. Bu nedenle bugüne kadar açtığımız hiç bir mağazayı kapatmak zorunda kalmadık. Önümüzdeki yıl varolduğumuz ülkelere yenilerini ekleyeceğiz."

7 milyar dolar ciro

Pırlantalarının parlaklığı ile tanınan ve dünya elmas arzının yüzde 40’ını elinde bulunduran De Beers, dünyanın en büyük pırlanta üreticisi konumunda bulunuyor. Madencilikle birlikte cirosu 7 milyar doları aşan şirketin bugüne kadar diğer ülkelerde açtığı mağazalar için hep A Plus alışveriş merkezi ve bölgeleri seçti. De Beers’in en büyük avantajı ise ’Hatasız pırlanta yapıyoruz’ iddiası oluyor. De Beers’in müşterilerinin aldığı taşı iyi tanıması için mağazalarında başka hiçbir markada olmayan bir güzellik tarayıcısı olduğunu ifade eden Leymarie, "Bizde pırlantanın en iyi seçenekleri var. Bunu kanıtlayan cihazımız seçilen pırlantada ışığın yolculuğu gösteriyor. Pırlantanın ne kadar parlak olduğunu gözler önüne seriyor. En ucuz parça ise 500 dolardan başlıyor" dedi.

Geleneksellik etkilemez

Aynı sertifikalı iki taşın oldukça farklı olabileceğini belirten Leymarie, geleneklerin satışları nasıl etkilediğini de şöyle açıkladı: "Sizin ve Rusların renkli taşlarla dolu bir geleneğiniz var. Çin’de de daha da öne çıkıyor. Onlardaki gelenek altın olmasına karşın ülke en hızlı büyüyen pazarlar arasında yer alıyor. Çünkü pırlanta pazarı ve kültürü dünyanın her yerinde büyüyor. Öyle ki pırlantaya erkekler de ilgi gösteriyor. Özellikle Orta Doğu ve Asya’daki erkekler pırlantayı Amerikalılardan daha fazla kullanıyor."

Evlilik yüzüğünü biz icat ettik

EVLİLİK
yüzüğünün De Beers icadı olduğunu belirten Guy Leymarie, dünyada pırlantanın bulunuşundan bu yana gelişimi şöyle anlattı: "Pırlanta ilk olarak 6’ncı yüzyılda Hindistan’da bulundu. Bulunduğu o dönemlerde gücü temsil ettiği için erkekler şövalyeler ve krallar tarafından kullanılırdı. Ama sonra kadınlar Rönesans döneminde işlenmiş pırlantayı keşfetti. 1550 yılında pırlantanın kullanımı yaygınlaştı. Geçtiğimiz yüzyılın sonunda De Beers Güney Afrika’daki maden yatağını bulana kadar pırlanta arzı çok azdı."

Krizde sinemaya gitmeyip pırlanta yüzük alıyorlar

DÜNYAYI
sarsan ekonomik krizin De Beers rakamlarını olumsuz etkilemediğini dile getiren Guy Leymarie, "Her yerde kriz olduğunu duyuyorum. Ama ben bunu rakamlarımda görmüyorum. Zaten pırlanta konusunda krizler genelde farklı yaşanıyor. Kriz pırlantacılar için iyi haber oluyor. Çünkü insanlar daha fazla almaya başlıyor. Bunda da öncelikle pırlantanın güvenli değer olması etkili oluyor. 2 yıl önce alınan pırlanta bugün alım fiyatının oldukça üzerinde bir rakamdan satılabiliyor. Bu açıdan bir sanat eseri veya gayrimenkul ile eşdeğer rol oynuyor. Dürüst olmak gerekirse Amerikada krizden dolayı daha fazla sorun beklemiştim. Ama ben kadın uzmanıyım. Krizde harcamalar kısılıyor. Daha az sinemaya gidilip daha çok evde yemek yeniliyor. Bu kadar kısıldığı için de özel günlerde hediyeler daha büyük oluyor. Harcamalarına dikkat edip alışverişi kısan bir kadına pırlanta yüzük hediye ediliyor."

Türkiye’de tüm koleksiyonu alan müşterilerimiz olur

FAALİYET
gösterdikleri ülkelerde çıkardıkları tüm koleksiyonu satın alan müşterilerin bulunduğunu ifade eden Guy Leymarie, şöyle devam etti: "Beyaz Çiçek serimizde tüm koleksiyonu alan çok sayıda müşterilerimiz oldu. Aynı eğilimi Türkiye’de de görmeyi umuyoruz. Ama açıkçası bugünlerde müşteri artık koleksiyonun tamamını almaktansa kendi takımlarını yaratmaktan hoşlanıyor. Kendi seçtiği küpe, kolye gibi farklı takıları kombine etmeyi tercih ediyor."

Mağazayı Louis Vuitton’un CEO’su Bernard Arnault seçti

DE
Beers’ın İstinye Park’taki 200 metrekarelik mağazasını Louis Vuitton, Fendi markalarını bünyesinde bulunduran LVMH Holding’in CEO’su Bernard Arnault seçti. De Beers’ın mağazası Louis Vuitton, Dolce&Gabbana, Gucci, Yves Saint Laurent gibi dünyanın en ünlü markalarının butiklerinin yer aldığı alışveriş caddesinde açıldı. De Beers’in Amerika’da 5, Avrupa’da 4, Ortadoğu’da 1, Asya’da da çoğu Japonya’da olmak üzere 14 perakende satış mağazası bulunuyor.

Dünya pırlantalarının yüzde 40’ını üreten şirket

1888’de kurulan De Beers, elmas maden arama, çıkarma ve pazarlama alanında faaliyet gösteriyor.

5 kıtada 20 ülkede ortaklıkları ile birlikte faaliyet gösteren firma, 22 bin kişi istihdam ediyor.

Botswana, Namibia, Güney Afrika ve Tanzanya gibi 15 elmas madeninde faaliyet gösteren firma dünyadaki pırlantaların yüzde 40’ını üretiyor.

2007 cirosu 7 milyar dolara yaklaşan şirketin sadece 2005’te ürettiği ham elmasın değeri 12.6 milyar dolar.

Parmakta 3 yılda küçülür

KADINLARIN
büyük taşlara kolay alıştığına dikkat çeken Guy Leymarie, "Pırlantanın boyutu ne olursa olsun bir süre sonra kadının gözünde küçülüyor. 5 karatlık bir taş birkaç yıl sonra göze 3 karat gibi gelmeye başlıyor. O nedenle 3 yılda bir taşı yenileme isteği doğuyor. Bugüne kadar sattığımız en büyük taşın büyüklüğü 202 karat idi" dedi.

Kapımız herkese açık kıyafeti yargılamayız

MÜŞTERİLERİ dış görünüşlerine ve kıyafetlerine göre yargılamadıklarını söyleyen Guy Leymarie "Tek kaygımız kanunlar oluyor. Sadece yüklü nakit alımlarda kanunlar nedeniyle kimlik kontrolü yapılıyor. Ama biz müşterimizi görünüşüne göre yargılamayız. Görünüşüne göre almayacağını düşündüğümüz müşteriler de iyi parçaları alabiliyor" dedi.

Hürriyet

Domuz kılı, baston, helva sattık Afrika’yla ticarette artıya geçtik

Ceyhun KUBURLU
 
Domuz kılı, baston, helva sattık Afrika’yla ticarette artıya geçtik
Afrika ülkeleri, Türkiye’nin ihracat artışında adım adım öne çıkmaya başladı. Bu ülkelere yapılan ihracat, yılın ilk 6 ayında 4 milyar doları geçti. Afrika ülkelerine domuz kılından metal paraya, gofretten bastona kadar birçok farklı ürün gönderen firmalar, sonunda ithalattan fazla ihracat yapmayı başardı.

İÇ çatışmaların sona ermeye başladığı, pek çok ülkede ortaya çıkan dengeli siyasi iklim, güçlü yeraltı kaynakları ve tarım yapılabilecek topraklarıyla yıldızı parlayan Afrika, dünya ticaretindeki payını da yükseltiyor. Kıta 314 milyar dolarlık ihracatı ve 253 milyar dolarlık ithalatı ile dikkat çekerken, Afrika ülkeleri ile yapılan ticari anlaşmalar Türkiye’nin ihracatını da artırıyor. Türk ihracatçısı bugün Fildişi Sahili’nden Komorlar’a, Malavi’den Togo’ya, Senegal’den Uganda’ya kadar bir çok ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Bu ülkelere yapılan ihracatta gıda, inşaat ve tekstil ürünleri ön plana çıkarken son 8 yıllık ihracatın 2008 sonunda 8’e katlanması bekleniyor. Türk ihracatçısı bu ülkelere baston, domuz kılı ve metal para gibi farklı ürünler ihraç ederken gofret, lokum ve helva gibi birçok gıda ürünlerini de Afrika kıtasına gönderdi.

Gıda, 540 milyon dolar

Gıda sektörünün Afrika ihracatı yıllık 540 milyon dolara ulaşırken, Türk tekstil ürünleri de kıtada ön plana çıkıyor. Birçok ülkeyi geride bırakan Türkler bu ülkelere yılda 780 milyon dolar ihracat gerçekleştiriyor. Yeraltı kaynaklarının farkına varan birçok Afrika ülkesi ise hızla kalkınıyor. Doğru düzgün yolları bile bulunmayan bu ülkelerin gayrimenkul ve altyapı yatırımları da hız kazanıyor. Yine burada dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türk inşaatçıları ön plana çıkıyor. Türk müteahhitlerinin Afrika’da 2006 yılında üstlendiği iş miktarı da 2.5 milyar doları buluyor.

3’üncü Cezayir oldu

2000’li yılların başında Afrika kıtasını keşfetmeye başlayan Türk ihracatçısı adını bile duymadığı birçok ülkeye ihracat gerçekleştirdi. Ancak bu ülkeler arasında en fazla ihracatı 2008’in ilk 6 ayında Güney Afrika Cumhuriyeti’ne yaptı. 921 milyon dolarlık ihracat yapan Türk firmaları, Mısır’a da 694 milyon dolarlık ihracat yaptı. Türklerin en çok mal gönderdiği üçüncü ülke ise Cezayir oldu. Bu ülkeye 666 milyon dolarlık ihracat yapılırken, Cezayir’i 541 milyon dolarlık ihracat ile Libya izledi. Türkiye bu ülkeler arasında en az ihracatı ise 90 bin dolar ile Svaziland’a yaptı.

6 ayda ithalatı geçti

Bugüne kadar Afrika ile ticaretimizde ihracatın ithalatın gerisinde kalırken ilk defa 2008’in ilk 6 ayında ihracat ithalatı geçti. Türk firmaları 6 ayda 4 milyar 261 milyon dolarlık ihracat yaparken, ithalat 3 milyar 111 milyon dolarda kaldı. İhracatçının yıl sonu hedefi ise 8 milyar doları geçti.

Yatırımcı sayısı 134’e çıktı

TÜRKİYE İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu (TUSKON) Başkanı Rızanur Meral, Afrika Dış Ticaret Köprüsü programlarının ikili ticarete büyük katkı sağladığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: "Bugüne kadar üç zirve gerçekleştirdik. Meyvelerini de bu yıldan itibaren toplamaya başladık. Bu programlara başladığımız 2005 yılında ihracatımız 3.6 milyar dolar iken bu yılın daha ilk 6 ayında ihracat rakamları 4 milyar 690 milyon dolara ulaştı. Tüm bunların yanı sıra yatırımcı ilişkileri de hız kazanmaya başladı. Zirvelerden önce bölgede 73 yatırımcı vardı. Bugün itibariyle Afrika’da yatırım yapan 134’e çıktı. Yatırımlar Etiyopya, Gine, Burkina Faso, Benin, Orta Afrika, Angola ve Malavi’de gerçekleşti."

Lojistik ve uçak sorunları var

AFRİKA
ile Türkiye arasında ticaret anlamında yapılması gereken daha çok iş olduğunu söyleyen Rızanur Meral, şöyle devam etti: "Lojistik problemleri bulunuyor. Çoğu ülkeye doğrudan uçak seferleri bulunmuyor. Bunların yanı sıra birçok ülkede büyükelçilikler de yok. Türkiye yakın zamanda 15 Afrika ülkesine büyükelçilikler açmaya hazırlanıyor. Bu temsilcilikler siyasal ilişkilerin geliştirilmesini sağlayacağı gibi, Afrikalı işadamlarının ülkemize gelmesini, pasaport işlemlerini yapabilmelerini ve ülkemizle ilgili bilgi alabilmelerini sağlayacaktır."

İş forumu başlıyor

DIŞ
Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından düzenlenecek olan "Türkiye-Afrika İş Forumu" 18-19 Ağustos tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek. Foruma, Afrika ülkeleri devlet başkanları, Afrika Oda Başkanları, Afrikalı işadamları, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) Başkanı Musa Kulaklıkaya ve Bakanlık Müsteşarları katılacak. Ayrıca 20 Ağustos ’ta Sudan Cumhurbaşkanı Ömer El Beşir ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün katılımıyla toplantı düzenlenecek.